|
İslam, büyüyü ve büyücülüğü kesin bir dille
yasaklamıştır: Kur'an-ı Kerîm büyücülerin iflah olmayacağını
belirtmiştir (Tâhâ, 20/69). "Bir düğüme üfüren sihir yapmış
olur; sihir yapan da şirke girmiş sayılır" buyuran Rasûlullah
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sihrin büyük günahlardan
ve helak edici yedi cürümden biri olduğunu beyan etmiştir. Bir
hadis-i şerifte eşlerin arasını açmak için efsuna başvurmanın,
ipliğe okumanın ve büyü yapmanın şirk olduğunu söyleyen
Peygamber Efendimiz, başka bir hadiste de, "Her kim falcıya,
gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey
sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse küfre girmiş olur"
buyurmuştur. Bu hadisleri delil olarak getiren bazı alimler,
sihirbazın kâfir olduğuna hükmetmişlerdir.
Evet, göz boyama ve el çabukluğuyla insanları aldatma şeklindeki
bazı türleri göz önünde bulundurulunca büyü yapan herkes
hakkında "küfre girmiş olur" hükmü verilemezse de büyünün her
çeşidinin haram olduğunda şüphe yoktur. Allah Rasulü'nün (sallallahu
aleyhi ve sellem) büyüde bir tesir-i hakiki olduğuna inanıp
Cenab-ı Hakk'ın güç ve kuvvetini görmezlikten gelmeye, büyüyü
ticarî bir iş edinmeye ve insanların maneviyat boşluklarını
onunla doldurmaya çalışmaya küfür nazarıyla baktığı da
aşikardır.
Hususiyle bazı çevreler, bu türlü metafizik mülahazaları dinin
yerine koymaktadırlar. Yogayı, meditasyonu, illüzyonu ve fizik
ötesiyle alakalı ruhî tecrübeleri dine karşı bir alternatif
olarak takdim etmektedirler. Din sayesinde ulaşılabilen huzura,
saadete ve bir kısım fevkaladeliklere, bu yollarla da
ulaşılabileceğini iddia ve ilan ederek, insanları dinden soğutup
yogaya, meditasyona ve hiçbir sağlam temele dayanmayan ruhî
tecrübelere sevketmekte ve dinin yerine başka metafizik
mülahazaları ikame etmeye çalışmaktadırlar. Şayet, insanların
nazarında farklılık arz eden ve onlara ilk bakışta harikulâde
gibi görünen bazı hal ve hareketlere ulaşabilirlerse, onlarla
caka yapmakta, fevkalâdeden varlıklar gibi arz-ı endam etmekte
ve -açıktan açığa söylemeseler bile kendilerini peygamber yerine
koymaktadırlar. Yogizmden mistisizme, meditasyondan bir kısım
batıl tarikatlerin ayinlerine kadar çok geniş bir alanda bu
türlü sapıklıkları görmek mümkündür.
Maalesef, bizim ülkemizde o türlü inhiraflara girenlerin sayısı
da az değildir. "Namaz, oruç, hac çok önemli değil, bunların
hepsi şeklî şeyler. Asıl mesele şudur..." diyerek füruâta dair
bir hususu öne çıkaran, dinde her meselenin kendine göre bir
konumu olduğunu gözardı ederek Cenâb-ı Hakk'ın büyük gördüğünü
küçük kabul eden, O'nun indinde çok küçük olan bir meseleye de
aslan payı veren, dolayısıyla Allah'a karşı saygısız davranan ve
ciddi bir inhiraf yaşayan bu kimseler, insanların gönlünde din
ve diyanetle doldurulabilecek boşlukları o türlü bâtıl şeylerle
kapatmaya çabalıyorlar. Diğer taraftan da, din ile Allah'a
yaklaşabilecek, diyanetle kendi ruhî boşluklarını doldurarak
tatmine ulaşabilecek ve Hak nezdinde hoşnut olunan birer kul
haline gelebilecek insanları o türlü fantezilerle değişik bir
aleme çekerek meşgul ediyor, Allah'tan uzaklaştırıyor ve
dolayısıyla küfre giriyorlar.
Büyüyü ya da büyü kategorisine dahil edilen el çabukluğuna
dayalı bazı oyunları böyle büyük bir tahripte kullanmayanlar
kâfir olmayabilir; hadis şerhlerinde görüldüğü gibi belki
günah-ı kebâir işlemiş olurlar. Fakat, genelde Peygamber
Efendimiz büyüye ve büyücülüğe küfür nazarıyla bakmıştır. Netice
itibarıyla, sihrin bazı çeşitleri insanı küfre götürüyorsa,
ondan tamamen uzak durmak her zaman daha sağlam bir yoldur.
Nasıl ki, gıybetin bir çeşidi zinadan daha tehlikelidir.. evet,
bir ferdin gıybetini yapmak günahtır; fakat, bir topluluğun ya
da o topluluğu temsil eden bir şahsın gıybetini yapmak sıradan
bir gıybet gibi değildir; o zinadan daha tehlikeli ve öldürücü
bir günahtır. Aynen öyle de, büyünün bazı türleri ve onların
sebep olduğu bir kısım sapık inançlar vardır ki, onlarla meşgul
olmak ve onlara inanmak da küfürdür. Öyle ise, ondan bütün bütün
uzak durmak gerekir. Dolayısıyla, o meseleyi ifade ederken Allah
Rasûlü, hikmetle hüküm vermiş ve "Sihir küfürdür" buyurmuştur. |