Medyum Mustafa Büyü yapmaz !

Bu bölüm sadece bilgilendirme amaçlıdır.

 | Medyum | Büyü | Vefk | Çalışmalarım |

 
 
Astromedyum ana sayfası

| Ücretsiz Bakım | Remil Bakımı | Biyografi | İletişim |

Büyü ve Büyücülük
 
İslam'da Büyü
Büyüye Karşı

Büyü Çözmek
Büyü Yasaktır
Büyü ve Muska
Büyüden Korunma
Büyü Küfre Götürür
Büyü Bozan Ayetler
Büyü İle İlgili Hadisle
Büyü İle İlgili Ayetler

Büyü ve Müslümanlar
Büyü ve Mucize Farkı
Büyü Kimlere Tutmaz
Büyü ve Şeytan İlişkisi

Büyünün Bozulması İçin
 
 

Büyü Bozan ve Koruyucu Vefkler

Büyü ve Muska
 

"Büyücü" dediğimiz tipin, çocuk masallarında yer alan, eski uygarlıklarda etkinliğini sürdüren veya ilkel kabilelerde toplumun başvurduğu garip kişi olduğu zannedilir, genellikle. Modern ülkelerde artık rağbet görmemesi gerektiği sanılan büyücülük sanatıyla uğraşanlar, aslında eskiye oranla daha da çoğalmıştır. Bu kişilerin neler vaadettiği ve bu amaçla neler yaptıkları ise daima gizli tutulur. Bir büyücüye gidip ne yaptığını soramazsınız. Zaten, böyle birisini bulmak bile oldukça güçtür. Gizli kalmasındaki sebeplerden biri hukuki temele dayanır. Kanunen, toplumun inançlarından faydalanarak, çeşitli durumlarda çaresiz kalmış kişilere doğa üstü yöntemlerle yardımda bulunacağını öne sürerek maddi çıkar sağlamak suçtur. Ayrıca, bu işi maddi çıkar gözetmeksizin yapmak bile, toplumun ahlaki açıdan bozulmasına ve hür irade kavramının zedelenmesine yol açtığından, zararlı sayılır.

Gizliliğin diğer sebebi ise, büyücünün inancından kaynaklanmaktadır. Yaptığı işin vazgeçilmez bir özelliği olarak görür gizliliği. İrtibat kurduğu söylenen doğa üstü varlıkların büyücüye bu "marifetleri" açığa vurmamasını öğrettikleri, aksi takdirde gücünü kaybedeceği veya bu varlıklar tarafından cezalandırılacağı iddia edilmektedir. Büyücünün dünyasında, bu varlıkların ve kurulu düzenin ne ölçüde etkin ve işler olduğuna inandığı düşünülürse, gizliliğin diğer sebebi de ortaya çıkar. Bizim için bu gibi iddialar gülünç sayılabilir. Zira, içinde yaşadığımız ortamda böylesine bir düzeni tanımamışızdır.

Ancak psikiatri kliniklerinde rastlanan akıl hastası dediğimiz tiplerin bazılarında gözlemlenen belirtilerdir bu iddialar, irtibat kurmalar veya görünmeyen varlıklarla anlaştığını söyleyenler. Tıbbi açıdan bakıldığında, bazı akıl hastalarıyla davranış ve düşünce yapısı bakımından "büyücü" denilen tipler benzerlik taşırlar. Fakat, bu demek değildir ki büyücü akıl hastasıdır. Akıl sağlığında normal olarak nitelendirilen bölgenin dışına çıkmış kişilere hasta gözüyle bakmak, bugünün psikiatristleri tarafından çok önyargılı bir davranış olarak kabul edilmektedir.

"Parapsikoloji" ismiyle 1920'lerde yeni bir araştırma alanını bilime kazandıran uzmanların deyimiyle, "psişik yetenek" denilen bir üstünlüğe sahip insanların var olduğu artık kabul edilmektedir. Kısaca "psi" özelliği olarak bilinen bu yeteneğin "extra sensory perception" (ESP: Bilinen duyular ötesi algılama) biçiminde kişiye bazı bilgilerin dış dünyadan gelmesini ve "psycho-kinesis" (PK: Ruhsal etkileme) biçiminde de dış dünyadaki maddeyi kişinin yalnız zihinsel olarak etkilemesini sağladığı deneylerle ispatlanmıştır. ESP olarak; durugörü (clairvoyance), önceden bilme (precognition), düşünce alışverişi (telepathy) gibi özellikler ortaya çıkmaktadır. PK olarak; maddenin üzerinde zihnin yarattığı değişiklikler, düşünce yoluyla bir cismi harekete geçirme, durdurma veya yapısındaki düzeni etkileme gibi özellikler sayılmaktadır.

Parapsikolojik araştırmaların ışığında, şarlatanların dışında "büyücü" denilen kişilerde de bu gibi yeteneklerin olması mümkündür. Psişik yeteneklerin henüz kesin bir sınırı çizilmemiştir. Belki bugün bilinenler dışında daha değişik türden ESP biçimleri de vardır ve bu sayede büyücülerle ilgili fantastik iddialar gelecekte bilimin kontrolü altında insanlığın yararına kullanılabilir.

Büyücüler de zaten yeteneklerini insanların yararına kullandıklarını söylemekteler. Ancak, bu iddia henüz açıklığa kavuşmamıştır. Zira, kimin gerçekten yetenekli olduğunu saptayacak bir kuruluşa bağlı değildirler. Ayrıca, yeteneği olanların da sırası geldiğinde başkalarının kötülüğü için uğraşmamalarını sağlayacak bir güvence yoktur.

Size, büyücü olduğu söylenen bir kişinin çalışma biçimini örnek vererek, özgün haliyle anlatmak ve fotoğraflamak isterdim. Fakat, bütün çabama rağmen böyle birini bulmam mümkün olmadı. Ancak elimdeki kitaplardan, büyücüler hakkında araştırma yapma imkânını bulmuş bilim adamlarının elde ettikleri bilgileri özetlemekle yetineceğim.

Genel tarife göre; büyü, olması istenen şeyi sağlamak için gerekli değişikliği yaratmaya yarar. Bunun için de şöyle bir formül bulunmuştur: Gerekli değişiklik, uygun düzeydeki bir etkinin, uygun bir biçimde ve uygun bir ortamda, sözkonusu objeye uygulanmasıyla meydana gelir. Araştırıcılara göre, bu tarife kişinin her türlü maksatlı davranışı girmektedir. Yani, bir insan bir şeyi istediği zaman bile, genel anlamda zihnen bir büyü işlemine başlamış sayılır. Ancak, söylendiğine göre, uygun şartların bulunması ve belirli tesirlerin yönlendirilmesi gerekmektedir. İşte bu safhada bizim bilemediğimiz başka unsurlar ortaya çıkmaktadır.

Örneğin, bir pasta yapmak istiyorsak, önce hamur için gerekli malzemeyi belirli ölçüde karıştırmak gerekir. Şeker yerine tuz veya bir kilo una on litre su koyarsak, hamur yerine un çorbası olur. Sonra, bu hamuru pişirmek için fırın, ateş ve dayanıklı bir kap bulmamız gerekir. Kandil alevinde veya kâğıt tabağın içinde bu işi yapamayız. Sonuç olarak, her şey nasıl bir bilgi ve tecrübe gerektiriyorsa, aynı biçimde, büyü yapmak da uygun şartları biraraya getirmekle olur, denmektedir.

Büyüler incelendiğinde görülmüştür ki, genelde üç ana gaye vardır: Üretim, korunma ve zarar verme. Üretim kavramı içine, tarım ve hayvancılıkla ilgili çeşitli faaliyetlerde etkili olma isteği girer. Ayrıca, cinsel gücün artması, zenginlik, itibar sağlama gibi istekler de üretici gayeye yöneliktir. Koruma kavramı içine, öncelikle sağlık konusu girmektedir. Daha sonra da mal ve manevî değerlerin korunması amaçlanır. Zarar verme kavramı içine, her türlü yıkıcı ve engelleyici istekler girmektedir. Öldürmek, bunların içinde esas konudur.

Büyülerin yapılış biçimine göre de iki bölümde incelenmesi gerektiği söylenir: Tılsım büyüleri ve ritüel büyüleri. Tılsım olarak, büyülenecek şey veya kişiyle ilgili bir cisim üzerinde çalışılmaktadır. Ritüel olarak ise, bir seremoni (âyin) düzenleyerek bazı varlıkların istenilen yere veya kişiye yöneltilmesi gerektiği anlatılıyor.

Üretime ve korunmaya yönelik büyüleri iyi niyetli, zarar vermeye yönelik olanları ise kötü niyetli olarak nitelemek pek uygun sayılmaz. Çünkü, örneğin şiddetli geçimsizlik içinde birbirlerine hayatı yaşanmaz duruma getiren bir çiftin iyiliği (!) için büyü yapıldığında, eğer büyünün etkisi düşünülürse, iki taraftan birinin iradesi dışında davranılması gerekecektir. Bu irade zayıflığından faydalanma isteğinin aslında kötü bir niyet olduğu açıkça bellidir.

"Tılsım büyüsü"nde en çok kullanıldığı söylenen şey, büyülenecek kişiye benzeyen balmumundan bir bebektir. Büyücü balmumunu eriterek, önce yaklaşık 15-20 cm boyunda ve insan biçiminde bir kalıba döker. Balmumunun kısmen katılaşmasıyla kalıbı açar ve henüz esnek olan balmumuna şekil vererek etkileyeceği insana benzetmeye çalışır. Bulunan örneklerde bazen insan saçı, tırnağı veya dışkısına rastlandığı belirtilmektedir. Ayrıca, âdet kanının karıştırıldığı balmumundan bebekler de bulunmuştur. Burada gayenin, etkilenecek olduğu sanılan insandan organik parçaları da balmumuna karıştırarak daha kuvvetli bir sempatizasyon sağlamak olduğu zannedilmektedir. Zaten, malzeme olarak kullanılan balmumu da organik bir nitelik taşımaktadır.

Büyücü bebeği hazırladıktan sonra, bir müddet zihnini etkileyeceği kişi üzerinde konsantre etmektedir. Daha sonra, imajinasyon yoluyla, elindeki bebekle o kişinin aynı duyarlılığa sahip olduğunu düşünecektir. Aslında, dış görünüşüyle bebeğin sözkonusu kişiyle hiçbir ilgisi olmadığı bellidir. Ancak, deniliyor ki, insandaki imajinasyon (hayal etme) yeteneği bazı ilişkilerin kurulmasında etkin bir rol oynamakta ve bu sayede büyücü bebeğe fizik olarak etki etmekle o kişide uzaktan bir değişim meydana getirmektedir. Örneğin, bebeğin göğsüne batırdığı bir iğneyle büyücü şöyle demektedir:

"Sen, filancanın oğlu (veya kızı) filan! Üstüne okuduğum aşk dualarıyla güçlenmiş bu iğneyi kalbine soktuğumda, falancanın kızı (veya oğlu) falan için yanıp tutuşacaksın! Kalbinde bu iğne durduğu sürece, ona olan aşkından başka birşey bilmeyeceksin!..."

Bu olay sırasında, büyücü için elindeki bebek o kişiden başka birşey değildir. Yani, bu derece kuvvetli bir imajinasyon yoğunluğu içinde bulunmaktadır, deniyor.

Bir başka vasıta da mumdur. Anlatıldığına göre, mum yakılır ve bitene kadar etkilenecek kişinin eriyip tükenmesi hayal edilir. Bu arada, etkinin güçlenmesi için bazı anlaşılmaz sözlerin devamlı olarak tekrarlandığı belirtilmektedir. Bu sözlerin büyüleyici etkisi olduğuna inanılmaktadır. İnanç kavramının zaten bütün bu işlemler içinde önemli bir yer aldığı düşünülürse, büyücüdeki belirli bazı isteklerin bu sayede gittikçe artan bir tempoda güçlendiği ve sonunda kendi benliğinden taşarak adeta hedefi belli bir ok gibi fırlayıp çıktığına dair hipotezlerde bir gerçek payı olduğu kabul edilir.

Diğer bir usul olarak, koruyucu veya üretici nitelik taşıdığı zannedilen yüzük, kolye, bilezik gibi aksesuarın hazırlanışıyla ilgili yöntemlere başvurulduğu görülmüştür. Altın, gümüş, bazen bakır bu maksat için kullanılan metallerin içinde en yaygın olanıdır. Bazı antropologlara göre, ilkel kabilelerde takılan süs eşyalarının asıl gayesi, güzel görünmekten çok belirli bir tesiri taşımaktadır. Takılacak şeyin daha önce başkası tarafından kullanılmamış olmasına dikkat edildiği düşünülürse, yine tesirlerle ilgili bir inanışın geçerli olduğu anlaşılır. Ölmüş birisine ait – örneğin - bir yüzüğü taşıyan kişide, ölenin güçlerinin devam ettiği inancı yaygındır.

Yüzüklerde kullanılan taşların da belirli bazı güçleri topladığı veya dağıttığı söylenmektedir. Örneğin, zümrüt ve firuzenin cinsel cazibeyi arttıran, yeşim taşının her türlü ağrıyı gideren, kırmızı yakutun saldırganlık yaratan, mavi safirin transa sokan nitelikte olduğu belirtilmektedir. Bugün bile, ruhban sınıfında her rahibin belirli bir taşı yüzüğünde taşıması gerektiği hükme bağlanmıştır. Mor yakutu sağ elinin orta parmağına altın bir yüzükle takanların hiçbir dış tesirden etkilenmeyeceği ve hatalı davranmayacağı zannedilmektedir.

Tılsım büyüleri içinde, iplerin düğümlenerek, kaşıkların bağlanarak, asma kilitlerin kilitlenerek yapıldığı çeşitli yöntemlerin bulunduğu anlatılmaktadır. Bunlar daha ziyade zarar verme amacıyla yapılır. Düğümlerle ilgili büyüler o kadar yaygındır ki, Kuran'da bile sözü geçmektedir (Felak suresi, 4. âyet).

Tılsım olarak en yaygın ve etkili olduğu söylenilen ise, muska tabir edilen yazılı parşömenlerdir. "Muska" kelimesi, Arapça "nüsha"dan (yazılı şey) bozma bir deyimdir. "Nüşre" de denir. Genellikle, içine kutsal ve etkisi olduğu kabul edilen kelimeler, harfler ve sayılar yazılır.

Muskalar, İslamiyetin doğuşundan çok önce kullanılagelen büyü çeşidi olarak bilinmektedir. Bu bakımdan, yalnız İslami bir nitelik taşıdığı söylenemez. Ancak, İslam folklorunda geçmişten kalan bazı âdetlerin devamı olarak varlığını korumuş ve günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca, en çok kullanıldığı bölgenin Ortadoğu ve Kuzey Afrika olması bakımından, İslam ülkelerinde vazgeçilmez bir unsur olarak değer taşıdığı zannedilmektedir.

Muska, genellikle parşömen cinsi kâğıda veya ince deri parçasına yazılmış kelimeler ve işaretlerden ibarettir. Nadiren gümüş, bakır, altın, çinko gibi metal plakalar üzerine de bunların işlendiği görülmüştür. Muskanın esası olan bu kâğıt, deri veya metal, önce belirli bir usule göre katlanır. En çok kullanılan usulün üçgen biçimi katlama olduğu söylenmektedir. Metal plakalar eğer katlanamayacak kadar kalın ise olduğu gibi bırakılırmış. Katlama işinden sonra sarılma başlar. En az üç, en çok kırk kat muşamba veya benzeri su geçirmez bir kumaş, deri gibi koruyucu zarf içinde olması gerektiği söyleniyor. Daha sonra, "hamail" (veya hamaylı) denilen bir askıyla kişinin boynuna asılarak belinden yukarı ve başından aşağıda bir yerde, kimsenin görmeyeceği biçimde takılması gerektiği belirtilmektedir.

Üretici ve koruyucu nitelikteki muskalar zaten kullanacak kişinin isteğiyle yapıldığı için, bu biçimde takılmasına pek itiraz eden çıkmamaktadır. Ama, muskayı taşıması gereken kişinin bu işten haberi yoksa, genellikle devamlı kullandığı elbisesinin içinde bir yere veya yattığı yerde yastığının içine saklandığı çeşitli yazarlar tarafından anlatılmaktadır. Mahkemelerde hakim karşısında, bu gibi yerlerde saklanmış muskaları nasıl bulduklarını söyleyen davacıların sayısı az değildir.

Muskanın içine yazılan şeyleri anlayabilmek, ancak konunun uzmanı olan bir kimse tarafından mümkündür. İslamî olduğu söylenen muskalarda Arap harfleri kullanılır. Yazının anlaşılan kısmı Arapça, Farsça veya Türkçedir. Rakamlar da Arapçadan alınmadır. Hıristiyan muskalarında Ermenice, Süryanice veya nadiren Grekçe kullanılmaktadır. Latince yazılı muskalar daha çok katoliklerde görülmektedir. Yahudi muskalarında ise eski İbranice geçerlidir. Yazıların dışında, bütün muskalarda aynı biçimde olan ve bir çeşit genel şifre niteliği taşıdığı söylenen işaretler de vardır. Bu işaretler üzerinde çalışan uzmanların belirttiğine göre, en çok beş köşeli yıldız biçimi kullanılmaktadır. Diğer işaretlerin içinde, ortak nitelikte bir büyü alfabesi olduğu sanılan harfler görülmüştür.

Muskanın yazılı kısmında bazen el, ayak, göz gibi organ resimleri, horoz, yılan, kuş gibi hayvan şekilleri de bulunmaktadır. Ancak, genel olarak incelendiğinde iki ayrı düzenlemenin farkedildiği belirtiliyor: Birinci tipte, kâğıt uzun dikdörtgen biçimindedir ve kısa satırlarla yukarıdan aşağı yazılı bir metni bulunmaktadır. Metnin içeriği çoğunlukla Kuran'dan veya başka bir kutsal kitaptan seçilmiş âyetlerdir. İslamî kaynaklı muskalarda, besmele ve bazı harflerle birlikte "Esmâ-ül-Hüsnâ" denilen ve Tanrı'nın isimleri olduğu söylenen isimler de yer alır. İkinci tip muskalarda, kâğıt dörtgen biçimindedir. Ortasına Vefk denilen bir kare çizilir ve etrafına yine bazı harfler ve isimler yazılır.

Esma-ül-Hüsnâ, Tanrı'ya atfedilen "en güzel isimler" demektir. Bu isimlerin genellikle 99 tane olduğu bilinir. Büyü kitaplarını inceleyenler, Esmâ'nın Kuran'da geçen isimlerden meydana getirildiğini söylerler. Zira, bu hususda Kuran'da bir ayet de vardır. Haşr suresi, 24. âyette: "En güzel isimler onun. Bütün göklerdeki ve yerdekiler onu tesbih ederler" denmektedir. Fakat bunun, isimleri kullanıp büyü yapın anlamı taşıdığını kimse iddia edemez. Ama, büyücülere göre bu yeterli bir kanıttır ve üstelik yaptıkları büyünün böylece Tanrı tarafından da uygun görüldüğünü zannederler.

Her bir ismin anlamına göre hangi işlemde kullanılacağı, hangi gün ve saatte etkili olduğu, hangi vefk ile yapılacağına dair uzun listeler bulunmuştur. Bu alanda inceleme yapanlara göre; örneğin, Esmâ'dan olan "Mümit" kelimesi öldüren anlamına gelir, ebced sayısı 490'dır, Pazartesi gecesi etkilidir ve beşli vefke uygundur.

"Ebced hesabı"nı şöyle anlatırlar: Arap alfabesindeki 28 harfin her biri bir sayıya tekabül eder. Bu durumda, Arapça bir kelimedeki harflerin sayıları toplandığında, o kelimenin büyüde bir anlam taşıyan sayısal değeri bulunmuş olur. Örneğin, yine "Mümit" kelimesindeki harfler "m-m-y-t"dir ve bunların sayı değeri sırasıyla 40, 40, 10, 400'dür. Toplandığında 490 bulunur.

Haftanın günleri, planetlere göre isimlendirilmektedir. Aslında, bu gelenek Batı dünyasında halen günlük hayatta kullanılmaktadır ve çoğunlukla bilinmez. Örneğin, Pazartesi gününün ismi Batı dillerinde (Monday, Lundi, Montag, Lunedi, Lunes) Ay'ın günü olarak geçer. Salı Mars'ın, Çarşamba Merkür'ün, Perşembe Jüpiter'in, Cuma Venüs'ün, Cumartesi Satürn'ün günüdür. Her bir planetin ismi ise mitolojik bir karakteri simgelemektedir. Örneğin Mars saldırgandır, savaşçıdır, öldürmeyi sever.

Ayrıca, günler de saatlere bölündüğünden, her saate bir planetin tekabül ettiği kabul edilmektedir. Bu düzenlemede şöyle bir yöntem kullanıldığı anlatılıyor: Normal olarak Salı günü bize göre Pazartesi gece yarısından sonra başlamaktayken, büyücüler için Pazartesi akşamı güneş battığı anda Salı günü başlamış sayılmaktadır. Salı akşamı güneş battığında da Çarşamba gününün başladığı söylenir ve böyle devam eder.

Vefk denilen kare içindeki harfler ve rakamlarla ilgili işlemi inceleyenlere göre, burada matematik oyununa benzer bir yöntem uygulanmaktadır. Karenin her kenarı eşit olarak işaretlenir ve karşılıklı olarak birleştirilirse, ortaya örnek olarak verdiğim şekildeki gibi bir bölünme çıkar. Her bir bölüme sırayla belirli rakamlar yazıldığında, yandan veya yukarıdan aşağı her sıranın toplamı aynı sayıyı vermektedir. Köşelerden çaprazlama toplanırsa da aynı sayı ortaya çıkar.

Burada çıkan sayıyı önceden seçilen ismin ebced değeriyle aynı olacak biçimde yapan büyücüye göre, artık bu kare o ismin vefki olarak aynı değeri taşımaktadır. Dolayısıyla, bu şekli üzerinde taşıyan veya istenilen yere koyan kimse, amacına ulaşmış olur denilmektedir. Bu bölümlere bazen rakam yerine harflerin de yazıldığı görülmüştür. Bu durumda da harfler akrostiş yaratacak biçimde sıralanır ve okunduğu sıraya göre ayrı bir anlam taşıyan kelimeler ortaya çıkar.

Harflerle rakamların karışık olarak yazıldığı vefklere de rastlandığı söylenmektedir. Burada, anlaşıldığına göre, teknik olarak belirli bazı değerleri eşleştirme veya uygun hale getirme yöntemi geçerli olmaktadır. Zaten, Arapça "vefk" kelimesi de uygun olarak düzenlenmiş şey demektir.

Batıda büyülü kareler olarak bilinen vefklere bütün dünya folkloründe rastlamak mümkündür. İslam dünyası dışında en çok Çin'de ve Hindistan'da rağbet görmüştür. Avrupa'ya geçişi ise, İran'dan Yunanistan'a ve İspanya'dan Batı Avrupa'ya tanıtılmasıyla başlar.

Vefkler, en az üçlü (yani 9 bölümlü) ve en çok dokuzlu (81 bölümlü) olarak kullanılmıştır. Bazı araştırmacılara göre, daha çok sayıda bölümlülere de rastlanmıştır. Bu vefkler de belirli planetlere tekabül etmektedir: Üçlüsü Satürn'e, dörtlüsü Jüpiter'e, dokuzlusu Ay'a gibi.

Büyücünün inancına göre, bu kareler uygun olarak düzenlendiğinde belirli bir tesiri taşıyan etkili bir araç niteliği taşımaktadır. Ancak, bilimsel açıdan büyücünün inancıyla bu şekil arasında nasıl bir bağ kurulduğu ve eğer etkisi oluyorsa esas sebebin ne olduğu sorusuna uzmanlar cevap bulamadıklarını söylüyorlar.

Bu konuda, son zamanlarda Parapsikoloji alanındaki çalışmalara yeni bir görüş kazandıran Çek bilim adamı Dr. Z. Rejdak'ın "Psikotronik" adı altında yaptığı incelemeler, belirli bazı şekillerin veya düzenlerin insandan çıkan bir tür enerjiyi depoladığını veya etkilediğini deneysel olarak ispatlamaya yöneliktir. Bu alandaki araştırmaların henüz yeterli olmayışı, kesin bir teorinin ortaya çıkmasına imkan vermemektedir. Fakat temelde, büyücünün hazırladığı kare ile bu tür bilimsel çalışmalar arasındaki ortak bir sonuca götüren ana unsurun keşfedilmesi pek uzak sayılmaz.

Tılsım büyüsünün yanı sıra, bir başka uygulanış biçimi olarak "ritüel büyüsü" olduğunu söylemektedir araştırıcılar. Ritüel büyüsünde esas olan seremonidir. Seremoni, bir çeşit âyin görünümündedir. Ancak, bu âyinin dinsel olanlardan farklı bir yanı olduğu belirtilmektedir. Büyünün hazırlanışında dört temel esasa dikkat edildiği öğrenilmiştir. Bunlar; "büyücünün iradesi, astral ortam, uygunluklar ve hayalgücü"dür. İrade kavramı ve buna ilişkin istekte bulunmanın mekanizması, psikolojik açıdan oldukça karmaşık bir konudur. Okült açıdan bakıldığında, insanın "Tanrı'nın suretinde" yaratılmış olduğu düşünülerek, O'ndaki irade ve istek özelliğinin bir benzerinin de insanda bulunduğu kabul edilmektedir.

"Astral ortam", bilinen fizik ortamın boyutları dışında olarak kabul edilir. Astral ortamda hisler, renkler ve şekiller olarak algılanır, denmektedir. Bir gülü hayal eden kişi, astral ortamda o gülü yaratmakta ve rengi ve kokusuyla onu düşünerek adeta gerçekmiş gibi gözü kapalıyken görmektedir. "Uygunluklar" olarak çevireceğimiz korespondans (correspondance) prensibi ise, belirli şeylerin belirli diğer bazı şeylere tekabül etmesiyle tanımlanmaktadır. Örneğin, Oğlak burcu insanın dizine, dört sayısı Jüpiter'e, Hermes figürü akla tekabül eder, denmektedir. Bu ilişkilerden yola çıkarak, belirli bazı şeyleri harekete geçirmek için, o şeylere tekabül edenlerin uyarılması gerektiği düşünülmüştür. Hayalgücü veya imajinasyon denilen yetenek ise, insan iradesiyle birlikte çalışan en önemli yaratıcı unsur olarak kabul edilmektedir.

Seremoni, büyücünün çeşitli kelimeleri yüksek sesle söylemesi ve eliyle bazı işaretleri havada çizmesi biçiminde, dramatik bir özelliğe sahiptir, denmektedir. Anlaşıldığına göre bu seremonide, astral ortamda var olduğu kabul edilen bazı tabiatüstü varlıklar veya güçler uyarılmaktadır. Bu uyarılma, yerine göre ya invokasyon (davet) ya da evokasyon (celb) biçiminde olmaktadır, deniyor. Araştırıcılara göre, invokasyon veya davet usulünde, büyücü bazı tabiatüstü varlıkları veya güçleri kendine çekmek suretiyle, onların üstün nitelikleriyle güçlenerek olağanüstü şeyleri yapabilme yeteneğini kazanırmış. Evokasyon veya celb usulünde ise, yine benzeri varlıkları çağırarak onlara kendi istediği şeyleri yaptırırmış. Halk arasında "cinci hoca" veya "hüddamlı" olarak bilinen büyücülerin, bu ikinci yöntemi kullanarak bazı "cinleri" devamlı emri altında tuttuğu söylenmektedir.

"Astral ortam" olarak bilinen yerde varolduğu zannedilen bu tabiatüstü varlıkların veya güçlerin herbirine bir isim verildiği anlaşılıyor. Bu isimlere ve ne özellikte varlıklar olduklarına dair uzun tariflerle dolu kitapların yazıldığını, bu tariflerde ayrıca herbiri için gerekli çağırma usullerinin anlatıldığı belirtilmektedir.

Bunların dışında, bir de insanlar tarafından düşünce yoluyla yaratıldığı söylenen formlardan sözedilmektedir. "Düşünce formu" denilen bu şeyler, büyücünün irade ve imajinasyon gücü sayesinde ortaya çıkmaktadır. Aslında, tarife dikkat edilirse, herkes çeşitli duygular ve özellikle tatmin edilmemiş arzuların baskısı altında (bir çeşit şuuraltı faaliyeti içinde) bu gibi düşünce formları yaratmaktadır. Psikolojide, bu gibi bastırılmış duyguların zamanla kişide bazı davranış bozuklukları yarattığı bilinmektedir. Yani, kişi kendisini bu yoldan - farkında olmadan - "büyülemektedir" denilir.

Büyücünün düşünce formu maksatlı olarak ve şuurlu bir biçimde meydana getirildiği için, başıboş bırakılmış olmaktan çok belirli bir hedefe yöneliktir diye kabul ediliyor. Göndereceği kişinin bu düşünce formu ile sempatizasyon sağlaması için belirli yöntemleri de kullandığı düşünülürse, kendisinin etkilenmeyeceği teorik olarak ispatlanabilir. Ancak, farkında olmadan, çeşitli duygusal baskılar sonunda kendi kendine düşünce formunun oluşmasına yol açan bir kimse için, bu düşünce formunun yalnız kendisine etkili olacağı söylenmektedir. Zira, sempatizasyon gereği olarak, bu formun yapışacağı ilk insanın, yaratıcısı olduğu kabul edilir.

Dinsel açıdan ele alındığında, büyü yapmak veya yaptırmak "günah" olarak değerlendirilir. İslamî kaynaklı büyüyle uğraşanlar, kendilerini haklı çıkarmak için Kuran'daki bazı anlaşılması güç ayetleri örnek gösterirler. Halbuki, İslam dini bu gibi zoraki etkilemelere karşı olduğu gibi, Kuran'da da büyücüleri kötüleyen bir çok bölüm vardır. Diğer kitabî dinlerde de durum aynıdır. Genel olarak din kurumu, büyü ve büyücülük anlayışına karşı çıkarak insanları Tanrı'nın hükümlerine çağıran bir özellik taşımaktadır.

 
 

Büyü Bozan ve Koruyucu Vefkler

 
 

| Büyü Nasıl Bozulur| Büyü Bozma Yöntemleri | Büyü Bozma | Büyü ve Büyücülük|

Melek-Şeytan-Cin | Manevi İlimler | Metafizik | Fallar | Astroloji |