::Ücretsiz Bakım ::Remil Bakımı ::Medyum ::Vefk ::Melek-Şeytan-Cin ::Büyü ve Büyücülük ::Manevi İlimler ::Metafizik ::Fallar ::Astroloji

::Anasayfa ::Çalışma Alanlarım ::Biyografim ::Esma-ul Hüsna Havas ve Esrarı ::Peygamber Efendimiz ve Evliya ::Mübarek Gün ve Geceler ::İletişim

  Büyü nedir?
 
Ak Büyü
  Kara Büyü
  Papaz Büyüsü
 
Büyücülük Nedir?
 
Büyü ve Metafizik
 
İslam'da Büyü
 
Büyü Çeşitleri
 
Büyü Çözmek
 
Büyücülük ve İncil
  Büyücüler Dünyası

 
Büyü Gerçek midir?
  Büyü Türleri
  Büyü ve Muska
  Büyü ve Kabala
  Büyücülük Hakkında
 
Gerçek Büyücülük

  Büyücülere Karşı Savaş
 
 Büyücülerin Bulunması
  Büyücü Toplantı Günü
 
Büyücülerin Tespiti
  Büyücülerin İdamı

  Büyü Dükkanı

Evet, büyü İslâm'dan önce özellikle Babil ve Mısır medeniyetinde oldukça gelişmiş; zamanla Çin ve Hindistan'da da rağbet görmüş ve inanç açısından metafizikle ilgili mülahazalara çok yatkın olan Doğu insanın eliyle iyice yaygınlaşarak Batı ülkelerine kadar ulaşmıştır. Meleklere ve cinlere inandıkları için fizik ötesine aşina olan Müslümanlar o eski medeniyetlerle irtibata geçince büyü ile de tanışmış; tütsü, tılsım, muska ve fala bakma gibi bidatları onlardan almışlardır.

İslâm alimleri sihri bazı kategorilere ayırmış; yıldızların tesirine dayandırılan ve "tılsım" denilen daha çok Keldânîlerin kullandığı sihirden ruh çağırma, hipnotizma ve benzeri yollarla insanlar üzerinde müessir olma şeklindeki büyüye, cinlerin gizli kuvvetlerinden yararlanılarak yapıldığı ileri sürülen ve halk arasında "cincilik" olarak bilinen sihirden el çabukluğu ile bir takım şaşırtıcı oyunlar göstererek bir göz boyamadan ibaret olan "illüzyon"a, farklı farklı aletlerle yapılan büyüden çeşitli ilaçların ve kokuların kullanılmasıyla ortaya konan tuhaflıklara, İsm-i A'zam'ı bildiği iddiasıyla karşısındakileri psikolojik baskı altına almaktan insanların gizli yanlarını bir şekilde öğrenerek onların kalblerini okumuş gibi yüzlerine söylemek şeklindeki hokkabazlığa kadar pek çok büyü ya da büyü olarak değerlendirilebilecek düzenbazlık çeşidi saymışlardır.

Ehl-i Sünnet alimlerine göre, sihir bir gerçektir ve onun bazı türlerinin fizikî dünyaya tesirleri de söz konusudur; ancak bu tesir sihirbazın değil, onun sebepleri yerine getirmesi neticesinde Allah'ın yarattığı bir tesirdir. Buhârî ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarında, Allah Rasûlü'ne de (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) büyü yapıldığından bahsedilir. Mutezile alimleri ve bazı modern yorumcular böyle bir hadiseyi kabul etmeseler de muteber kaynaklarda bu mesele anlatılmakta ve Cenâb-ı Hakk'ın bir hikmete binaen izin verdiği bu büyü sebebiyle, Peygamber Efendimiz'in "mukarrabînin yanılması" çerçevesinde bir-iki sehvi olduğu bazı Sahabiler tarafından –bir kısım küçük farklarla– rivayet edilmektedir.

Ashâb-ı kiram, nübüvvet pâyesiyle telif edemedikleri öyle bir vakayı söylemeyip gizleyebilirlerdi. Fakat, Rasûl-ü Ekrem üzerinde çok kısa süreli ve küçük tesirleri görülen bu olayı nakletmede bir mahzur görmemişlerdi. O hadiseyi nakletmek suretiyle, büyünün, Peygamber Efendimiz üzerinde, dinin ve diyanetin ruhuna dokunmayacak şekilde, muvakkat bir tesirinin hâsıl olduğunu belirterek hem onun bir şer olduğunu göstermiş hem de öyle bir musibete maruz kalanların ne yapmaları gerektiğini talim buyurmuşlardı. Zaten, o sihirden sonra Allah Rasûlü'nde sadece bir kaç namazda "mukarrabîn sehvi" diyeceğimiz türden yanılmalar görülmüş ve bu hal uzun sürmemişti. O yanılmalar da, uhrevî düşüncelerin ve dava yörüngeli mütâlaaların bir insanı alıp bir yüce ufka taşıması ve ona bulunduğu zamanı-mekanı muvakkaten unutturması şeklinde olmuştu. Öyle ki, yüksek duygulara ve uhrevî mülahazaralara bağlı o çeşit yanılmalar bizde vuku bulsa, bizim için birer fazilet vesilesi bile sayılabilir; çünkü, o sehivlerin arkasında dava düşüncesi vardır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine büyü yapıldığının farkına varınca dua etmiş ve Cenâb-ı Allah'tan şifa dilemişti. Çok geçmeden Hazreti Cibrîl ve Mikâil (aleyhimesselam) gelerek işin hakikatini Efendimiz'e haber vermiş; Allah Rasûlü'nden alınan bir tarak saç-sakal ile hurma çiçeği kullanılarak Lebîd İbn-i A'sam tarafından yapılan büyünün Zervan kuyusuna atıldığını söylemişlerdi. Rasûl-ü Ekrem, bazı ashâbıyla beraber o kuyuya gitmiş ve kuyuyu kapatmışlardı. Hazreti Aişe, "Ya Rasûlallah, sihri çıkardınız mı?" diye sorunca Efendimiz, "Hayır çıkarmadım. O sihri çıkarıp çözmekle halk arasında sihrin şuyû bulmasından endişe ettim." buyurmuş; Cenab-ı Hakk'ın, kendisine şifa verdiğini ve şifa bulmak için illâ sihri çözmek gerekmediğini belirtmişti. (Bazı rivayetlerde, Hazreti Peygamberimizin büyüyü kuyudan çıkardığı ama halka teşhir etmediği de anlatılmaktadır.)

  Diğer Büyü Çeşitleri
 
Büyü Kimlere Tutmaz
 
Büyü ve Şeytan İlişkisi
 
Büyünün Başlangıcı
 
Büyünün Tarihi
 
Büyü Hakkında
  Büyü Küfre Götürür

 
Büyü İle İlgili Ayetler
 
Büyü ve Müslümanlar
 
Büyü ve Mucize Farkı
  Büyüye Karşı
  Büyüden Korunma
  Büyü Yasaktır
  Büyü ve Cinler
  Büyü Nasıl Bozulur?

 
Büyü Bozan Ayetler
 
Büyü ve Krynn
  Büyü ve Eski Mısır
 
Büyücülüğün Hükmü
  Büyü İle İlgili Hadisler
  Büyünün Bozulması İçin
  Büyü ve Büyücülük
  Büyü ve Gücün Kaynağı