Büyü nedir?
Ak Büyü
Kara Büyü
Papaz Büyüsü
Büyücülük Nedir?
Büyü ve Metafizik
İslam'da Büyü
Büyü Çeşitleri
Büyü Çözmek
Büyücülük ve İncil
Büyücüler Dünyası
Büyü Gerçek midir?
Büyü Türleri
Büyü ve Muska
Büyü ve Kabala
Büyücülük Hakkında
Gerçek Büyücülük
Büyücülere Karşı Savaş
Büyücülerin Bulunması
Büyücü Toplantı Günü
Büyücülerin Tespiti
Büyücülerin İdamı
Büyü Dükkanı |
Ortaçağ Avrupasının onbeşinci yüzyıl
sonunda başlattığı "cadı avı", yüzbinlerce şüpheli insanın engizisyon
işkencesi ve yanan odun alevleri arasında hayatını kaybetmesiyle adeta
bir katliam havası içinde sonuçlandı. Uzun bir süre insanlar, bunca
insanı panik halinde üstüne çeken "cadılar"ı cezalandırıp toplum dışına
atmaktan, araştırıp incelemeye vakit bulamadılar. Kimdi bu cadılar?
Doğaüstü güçleri var mıydı?
Protestanlığın kurucusu Luther, 1522'de
bunlar hakkında şöyle diyordu: "Cadılar Şeytanın metresleridir.
Hayvanları sütten keserler, fırtınalara sebep olurlar. Keçilere binip
veya süpürgelerine sarılıp etrafta dolaşırlar. İnsanı sakat bırakır,
beşiğinden bebekleri kaçırırlar. Canları isterse, önüne geleni inek veya
öküze çevirirler. Efsunlarıyla masum halkı ahlaksızlığa sürüklerler."
Luther'den önce, Reginald Scot'un
İngiltere'de 1584'de basılan cadılar hakkındaki kitabında da şunları
okuyoruz: "Eğer, köyün içinde ara sıra dolaşan çengel burunlu, sivri
çeneli, gözleri çukura kaçmış, elindeki sopasına dayanarak birşeyler
mırıldanan kambur bir ihtiyar görürseniz, korkun! Buruşuk suratlı,
sarsak yürüyüşlü bu yaratık, hayvanlarınızı çarpmaya gelmiştir. İhtiyar
cadının gözünü dikip baktığı, anlaşılmaz kelimeler fısıldadığı herkes
önünden kaçmalıdır."
O devirde, açık arazide ateş yakıp kazan
kaynatan garip kıyafetli üç-beş ihtiyar kadını gören, korkusundan
kaçacak yer arardı. Bu cadıların yaşadıkları evlere yaklaşılmaz, etrafta
gezindikleri zaman mutlaka bir felaket olacağına inanılırdı. Kimi zaman
iri bir kedi veya keçi şekline bürünüp gezindikleri söylenirdi.
Avrupa'da "Witch", "Hexe", "Sorciere"
ismiyle anılan bu cadılar, "Witchcraft", "Hexerei", "Sorcellerie"
denilen bir çeşit büyücülükle uğraşırlardı. Cadıların etrafta yarattığı
korku, onların yeteneklerinin ve görünümlerinin abartılarak
aktarılmasına neden olmuştu. "Gerçekten insanı kurbağa şekline
soktukları olmuş mudur?" veya "Hepsi de kanca burunlu kambur birer
ihtiyar kocakarı mıydı?", "Fırtınalara bunlar mı sebep oluyordu?" diye
sorulduğunda, olumlu cevap vermek pek mümkün değildir. Ama, cadıların
kendi aralarında belirli bir yöntem kullanarak pek çok insanın canını
yaktığı da inkâr edilemez.
Cadılar hakkında bilinen en önemli şey, "Sabbath"
ayinleridir. Sabbath kelimesi, fanatik Hıristiyanlarca Yahudilerin "sebt
günü"ne atfen kullanılmış ve dolayısıyla Yahudilerin aslında birer cadı
ve büyücü oldukları ima edilmiştir. Aslında bu yakıştırmanın gerçekle
bir ilgisi yoktur.
"Sabbath ayini" gece yarısına doğru
başlar ve gün ışımadan sona ererdi. Yer olarak dörtyol ağzı, koruluk,
açık kırlar, bazen de terkedilmiş kiliseler seçilirdi. Haftanın hangi
günü olursa olsun, Cumartesi dışında ayin yapmak mümkündü. Yeniay ve
dolunayda yapılan ayinler önem taşırdı. Senenin iki günü büyük ayin için
ayrılmıştı: 31 Aralık (Allhallows Eve) ve 30 Nisan (Walpurgisnacht).
Mevsimlerin başlangıcı da ayrı olarak kutlanırdı: Kış 2 Şubatta, Bahar
23 Haziranda, Yaz 1 Ağustosta, Sonbahar 21 Aralıkta. Ayrıca, 3 Mayıs ve
1 Kasım günleri de önemli sayılırdı.
Ayine katılacak cadı önce hazırlığını
yapar, "uçmak için gerekli merhemi" vücuduna sıvardı. Bu merhemin
hazırlanışı hakkında çeşitli iddialar vardır. Hemen her reçetede,
"boğularak öldürülmüş bir bebeğin kazanda kaynatılmasıyla elde edilen
yağlı sıvı"dan bahsedilmekte. Bazı itiraflardan alınan sonuca göre, önce
bir yaşını doldurmamış bir insan yavrusunun topukları kesilerek kanı bir
kapta toplanır, sonra da cesedi kazanda kaynatılırmış. Kanın içine
yabani havuç, bıldırcın otu, beşparmak otu, köpek üzümü ve is
karıştırılır, sonra bu karışım kazana atılarak yağın içinde eritilirmiş.
Meydana gelen merhemi de çıplak vücutlarına derileri kızarıncaya kadar
sıvarlarmış.
Ayrıca, uçmak için gerekli diğer bir drog
(ilaç) da "belladona"dır. Bütün bu otların içindeki toksik maddeler deri
yoluyla kana karıştığında kalbin atışını, tansiyonu derhal etkileyerek "delirium"
(cinnet) hali yaratmaktadır. "Baldıran otu"nun ilavesi ise, kişiyi
paralize etmekte (hareketsiz bırakmakta) ve halüzinasyona (hayal
görmeye) elverişli hale getirmektedir. Bu karışımı vücutlarına
sıvadıktan sonra, cadılar aslında fizik olarak hiçbir yere uçmuyorlardı.
Kana karışan drogların (ilaçların) tesiriyle kendilerinden geçerek
kaskatı bir halde yatağa uzanıp kalırlardı.
Fakat, işin ilginç tarafı, bu işlemi
yapan her cadı kendine geldiğinde ya süpürgesine binip uçtuğunu, ya da
Şeytanın armağanı olan bir keçiye, koça veya köpeğe binerek uçtuğunu,
diğer cadılarla birlikte "Sabbath ayini"ne katıldığını söylemekteydi.
Üstelik, birbirinden haberi olmaksızın ayine katılan her cadı,
genellikle aynı şeyleri anlatmıştı. Bu durumda, cadıların ortak bir
hayal âleminde belirli bir olayı yaşamış olması sonucu ortaya
çıkmaktadır.
Öte yandan, zaman zaman bazı çıplak
insanların süpürgeler ve hayvanlar üzerinde uçarak belirli bir yere
doğru gittiklerini ve bu manzaranın dolunayda tüyler ürpertici olduğunu
anlatanlara da rastlanmaktaydı.
Ayinin yapıldığı yerde toplanan cadılar,
kimine göre 50-100 kişiden ibaretti, kimine göreyse binlerce. Ama her
ayinde esas figür "Şeytan"dı. Yarı teke yarı insan görünümünde, normalin
üstünde bir cüsseye sahip, ürkütücü görünümü olan bir yaratıktı bu.
Tahtında oturur ve cadılar toplandıktan sonra ayini başlatırdı. Cadılar
arası evlenmeler, bu işe yeni başlayanların Şeytan tarafından vaftizi,
cadıların Şeytan için getirdikleri hediyelerin sunulması bu sırada
yapılırdı. Evlenme, vaftiz ve anlaşmalar Şeytanın kırmızı kitabı içine
yazılır, cadının kanı ile imzalanırdı. Daha sonra cadılar, bir hürmet
ifadesi olarak sırayla şeytanın ardını öperlerdi. Bu olaylar esnasında
sırt sırta oturmak, bacakları havaya dikip başı toprağa eğerek konuşmak,
en çok uygulanan garipliklerdi.
Bu yola yeni giren cadı adayı, önce haçın
üstüne basıp Hıristiyanlığı reddeder, ardından Şeytanın vaftiziyle
cadılık ismini kazanırdı. Yapacağı anlaşmaya göre, Şeytana her hafta bir
çocuk veya bir insan kurban edeceğine veya şu kadar insanı hasta
edeceğine dair yemin ederdi. Bu anlaşma hükümleri kırmızı kitaba
yazıldıktan sonra da, cadı adayı Şeytanın ardını öperek sadakatini
göstermiş olurdu. Bu arada, Şeytan da ona önce sürüneceği merhemin
reçetesini verir, daha sonra da büyücülük için gerekli şeyleri
öğretirdi.
Bu işlerden sonra ziyafet faslı gelirdi.
Sofrada ekmek ve tuzdan başka her şey bulunurdu. Ama, genellikle
parçalanmış çocukların etleri, kedi beyni, soğuk yağlar gibi iğrenç
yemekler yenirdi. Bu arada devamlı şarap içilirdi. Ziyafet bitince dans
başlardı. Birbirlerine sırtları dönük olarak daireler çizen cadılar, hep
sola dönerek dans ederlerdi. Deliler gibi döndükten sonra, sıra cinsi
münasebete gelirdi. Ana-oğul, baba-kız, cümbür cemaat birbirlerine
karışırlardı. İnanışa göre, bu sırada Şeytan ve etrafındaki iblisler de
cadılarla cinsel münasebette bulunurdu. Engizisyon tarafından cadılardan
alınan itiraflarda bu âlemler uzun uzadıya anlatılmaktadır. Fakat,
işkence altında alınan bu ifadelerin sağlıklılık derecesi öteden beri
tartışılır olmuştur.
Cadıların ayinlerde elde ettikleri diğer
bir şey de "Şeytanın mührü" denilen bir çeşit damgadır. Cadının
vücudunun belirli bir yerine, Şeytanın mührünü kazıdığına inanılırdı.
Aslında bu işaret bir et beni, yağ kisti veya deri pigmentinde oluşan
bir renklenmeden ibarettir. Cadı avcıları uzun uzadıya bu işaretlerin
nerelerde bulunabileceğini ve neye benzediğini anlatırlar.
17. yüzyılın sonunda, Amerika'nın
Massachusetts eyaletindeki Salem kentinde bir grup genç kızın "obsesyon"
(saplantı) belirtileri göstermesiyle, tarihin en ilginç davalarından
birisi başlamış oldu. Aslında, gerçekten bu kızlar "obsesyon"a mı
uğramıştı, yoksa birtakım cinsel ilişkilerin sonucunu örtbas etmek için
mi bu yolu seçmişlerdi, bilinmiyor. Ama, bu kızların ifadesine göre,
mahkeme kararıyla 31 kişi cadılık suçundan idam edilmiştir.
Bir diğer meşhur olay, Loudun rahibeleri
tarafından yaratılmıştır: 17. yüzyılın Fransa'sında geçen bu olayda,
rahibeler bazı papazlar tarafından kandırılarak Şeytanın ayinine
götürüldüklerini ve orada iğfal edilerek "posesyon"a uğradıklarını
(ruhlarına Şeytanın girdiğini) iddia etmişler ve sonunda da köyün
başrahibi Urbain Grandier yakılarak öldürülmüştür. Olay son derece
ilginç sahneler yarattığından, önce Aldoux Huxley tarafından "The Devils
of Loudun" ismiyle roman haline getirilmiş, daha sonra da Ken Russell'ın
"The Devils" adlı filmi ile sinemaya aktarılmıştır.
Burada iki örneğini verdiğim olaylar
dizisinde, dava konusu olan cadılık sanatında Şeytanla anlaşma, cinsel
ilişki ve posesyon hali dikkate alınmakta, buna mukabil "ekzorsizm"
(Şeytanın kovulması) ve işkence ile suçlulara yaklaşılmaktaydı. Şeytanla
anlaşma, cadıların "Sabbath ayini"nde cinsel ilişkiyle sonuçlanan
birtakım rezaletleri sonunda gerçekleşiyordu. "Posesyon" hali ise, bu
ilişki ile Şeytanın cadının veya kurbanının içine yerleşmesi demekti.
Posede olmuş kişi şu belirtileri gösterirdi: Hastanın vücudunda anormal
kıvranmalar ve bükülmeler olur, ağzından garip sıvılar kusar, sesi
kalınlaşarak veya incelerek anlamsız sözler tekrarlar. Epilepsi veya
histeriye benzer davranışları olur.
Bu durumdaki kişi ancak belirli hallerde
böyle davranır, sair zamanlarda ise normal bir insan gibi olmaktadır. "Demonyak
posesyon"da vücudun bir iblis tarafından kullanıldığı ve bütün bu
arazların o iblisin vücudu örseleyerek eğlenmesi olarak kabul edildiği
durumlarda, kurtuluş yolu "ekzorsizm"di. Yani, vücuda giren bu iblisin
dışarı atılması için yapılan bir çeşit "cin çıkarma ayini". Bu maksatla,
Katolik Kilisesi'nde özel bir rahip sınıfı oluşmuş ve hâlâ bile tatbik
edilen "rituale romanum" metodu uygulanmıştır. Seremonisi oldukça iğrenç
sahnelerde dolu olan ekzorsizmin güncel bir örneğine, Peter Blatty'nin
romanından uygulanan ve ülkemizde de gösterilen "Şeytan" filminde
rastlayabiliriz.
Ekzorsizm esnasında, iblis bazen bu işi
yapan rahibin de vücuduna hâkim olabilir ve eğlencesine rahibin
vücudunda devam edebilir. Loudun rahibi Urbain Grandier'nin başına gelen
durum buna bir örnek sayılmaktadır. İnanışa göre, rahibeleri ekzorsize
ederken posesyona uğramış ve hepsini sıra ile yatağına almıştı. Sonunda
da, bir başka tür kurtuluş yolu olan "engizisyon işkencesi" altında
bütün kötülüklerden arındırılmış olduğu söylenir. Bu işkenceler, aklın
alamayacağı biçimde eziyet ve sapıkça davranışlarla, kutsal kilisenin
saygıdeğer rahipleri tarafından suçlu olduğu zannedilen kişilere tatbik
ediliyordu.
İnsan, engizisyonun yarattığı işkence
aletlerini gördüğü ve mahkeme raporlarını okuduğu zaman, nerdeyse
engizisyon rahiplerinin posesyona uğramış olmasına daha fazla ihtimal
veriyor. Zira, işkenceler sırasında bunları uygulayan kişilerin zevk
almadığını söylemek zordur. Aksine, bilindiği gibi olmadık sebeplerden
mahkemeye düşen hemen hemen herkesi günlerce, hatta haftalarca işkence
odalarında yavaş yavaş ya öldürmüş ya da sakat bırakmışlardır.
Posesyon ve ekzorsizm vakaları tarihte
önemli bir yer almakta. 15. - 17. yüzyıllarda bilhassa Avrupayı kasıp
kavuran bu illet günümüzde de varlığını sürdürmekte, ama nadir vaka
olarak kalmaktadır.
Bugünün cadıları, artık eskisi gibi
takibata uğramadan açıkça faaliyetlerini sürdürmekte ve belirli
zamanlarda ayinlerini yapmaktadır. Ancak, kazanda çocuk kaynatmak,
insanları büyülemek gibi davranışlar artık ortadan kalkmıştır. Birçoğu "Sabbath
ayini"ni bile kendi aralarında bir ziyafet olarak kutlar. Fakat,
yirminci yüzyıl Amerikasında polis kayıtlarına geçen bir çok faili
meçhul ölüm vakası, kesilen başlar, çocuk cesetleri ile, bulundukları
bölgeye yabancıları sokmadan kendi içlerine kapanık yaşayan garip
kıyafetli, lanet suratlı insanların bulunduğu da bilinmekte.
Bu yüzyılın başında, İngiltere'de "Witchcraft"ın
(cadılığın) tabiat tanrılarına dönük en eski din olduğunu iddia eden
Gerald Gardner ve ondan esinlenen Margaret Murray gibi akademik kariyeri
olan kişilerin etkisiyle, cadılık sanatı değişik bir görünüm kazandı.
Başrahip ve başrahibenin yönettiği "witchcraft" ayinlerinde ana tabiat
tanrıçasına, Aya ve "boynuzlu tanrı"ya yönelik birtakım sembolik
ifadelerle dolu gösteriler vardır. Belirli sayıda kişi tarafından "koven"ler
oluşturan cadılar, kendi aralarında cinsel ilişki ve ziyafetlere devam
etmektedirler. Tabii ki, bu ayinlere ancak bunların yasalarca
yasaklanmadığı ülkelerde rastlamak sözkonusudur.
İngiltere'de kendini cadıların kralı ilan
eden Alex Sanders ve estetik bir vücuda sahip başrahibesi Maxine ile
icra ettikleri cadı ayinleri, 1970'lerde televizyonda bile halka
gösterilmişti. Ancak, Alex Sanders'in bu tür reklama yönelik çalışmaları
diğer cadılar tarafından hiç de hoş karşılanmamaktadır. Amerika'da bu
tür olayların merkezi haline gelen California eyaletinde, Los Angeles
bölgesinin resmi cadısı Louise Huebner daha ziyade aşk büyüleri yapmakla
meşgul iken, bir diğeri Sybil Leek bu konuda pratik reçeteler veren
kitaplar yazmakta, TV ve radyo röportajlarına çıkmakta ve günlük
gazetelerde makaleler yayınlamaktadır. Bir diğer meşhur cadı da
Londra'daki ünlü Lady Madeline Montalban'dır. Montalban, posta kanalıyla
nasıl cadı olunacağını öğretir, hisse senetleri borsasında yatırımlar
yapar ve borsayı büyüleyerek paralar kazanır, muskalar ve iksirler satar
ve en lüks yerlerde görünür her zaman.
Amerika'da bu işin reklamını yapan bir
başkası da, San Francisco kentinde kurduğu "Şeytan'ın Kilisesi" ile ün
kazanmış Anton La Vey ismindeki saçını kazıtıp keçi sakalı bırakmış bir
tiptir. La Vey taraftarları bu dünyada Şeytanın hakimiyetine inanırlar
ve şu yolu seçmişlerdir: "Güçlü olanlara ne mutlu, zira dünyaya hakim
olan onlardır. Eğer birisi senin yanağına tokat atarsa, hemen yapıştır
tokadını adamın suratına!" Film yıldızı Sharon Tate ve arkadaşlarını
doğramış olan Charles Manson da bu tarikatin bir üyesiydi.
Cadılar dünyası bugün teknolojiden uzak
ama nimetlerine yakın olarak yaşama yolunu seçmiş, üstelik Batı
kanunlarının tanıdığı serbestiyet sonucu adeta bir pagan dini biçiminde
bütün Batı alemini sarmıştır. "Time" dergisine kapak konusu olacak kadar
yaygınlaşan bu yeni akımın öncüleri, eski cadıların torunları olmakla
övünürler. Ama, büyük büyükannelerinin küçük çocukların kanını içtiğini
veya Şeytanla anlaşma yapıp ruhlarını ona sattıklarını katiyen kabul
etmezler. |
Diğer Büyü Çeşitleri
Büyü Kimlere Tutmaz
Büyü ve Şeytan İlişkisi
Büyünün Başlangıcı
Büyünün Tarihi
Büyü Hakkında
Büyü Küfre Götürür
Büyü İle İlgili Ayetler
Büyü ve Müslümanlar
Büyü ve Mucize Farkı
Büyüye Karşı
Büyüden Korunma
Büyü Yasaktır
Büyü ve Cinler
Büyü Nasıl Bozulur?
Büyü Bozan Ayetler
Büyü ve Krynn
Büyü ve Eski Mısır
Büyücülüğün Hükmü
Büyü İle İlgili Hadisler
Büyünün Bozulması İçin
Büyü ve Büyücülük
Büyü ve Gücün Kaynağı |