| |
Büyücüler tutuklandıkları zaman kapalı bir yere götürülür, tüm
giysileri çıkartılır, saçları ve vücutları iyice traş edilirdi.
Sonra mahkemenin yargıcı, yardımcılarıyla gelerek, büyücünün
vücudunu, giysilerini ve kesilen saçlarını dikkatle muayene ederdi.
O zaman ki inanışa göre, giysilerin içine saklanmış olan büyüleri
bulmak ya da saçların arasına şeytanın gizlenip gizlenmediğini
görmek için araştırma yapılırdı. Tutuklunun çıplak vücudunda aranan
şey de, şeytanın özel simgesiydi. Çünkü Sabbat toplantısında,
büyücüler şeytanla anlaşma yaptıktan sonra, şeytan o büyücülerin
vücutlarına özel simge koyardı. İşte aranan işaret buydu.
Zavallı tutuklunun herhangi bir yerinde en ufak bir sivilce ya da
çizik görülecek olursa, bunlar şeytanın koyduğu büyücülük simgeleri
olarak kabul edilir, gerçeği söylemesi için tutuklu hemen işkence
masasına yatırılırdı.
Şeytan yetişip tutukluya yardım edemesin ve sanığın "gerçekleri"
açıklamsına engel olmasın diye, işkenceye yatırma işi mümkün olduğu
kadar çabuk yapılırdı.
Sanığın ağzından gerçekleri kapabilmak için, kamçı, burgu, cendere,
germe makinesi, kemik ezme makinesi, kızgın edmir, çekiç, şiş gibi
aygıt ve aletler kullanılır; bazen de tutuklunun tabanına çivi
çakılır, tırnakları sökülür ya da kaynar su banyolarında diri diri
haşlanırdı.
Birçok kasabada özel büyücü zindanları yapılmıştı. Bunların içinde
işkence odaları vardı. Almanya'nın "Bamberg" kasabasındaki bir
büyücü zindanında altı yüzden fazla büyücüye ağır işkenceler
uygulanmış, bu işkenceler tekrar edile edile, tümü öldürülmüştü.
Tutuklulara "Ne" suç işledikleri sorulmaz, "Neden" suç işledikleri
sorulurdu. Çünkü, kendilerince suçlar zaten bellidir. Örneğin, bu
suçlar küçük çocukları öldürüp cesetlerini yemek, Sabbat
toplantılarında şeytanla buluşmak, hayvan ve böcek şekline girmek,
fırtına, su baskını, yangın çıkarmak gibi şeylerdi. İlkin şu sorular
sorul"du: "Ne kadar süreden beri büyücülük yapıyorsun?", "Kurt
şekline girebilir misin?", "İstediğin zaman fırtına çıkarabilirsin
değil mi?", "Şimdiye kadar kaç çocuk öldürüp yedin?"...
Tutuklu bu sorulara hayretler; "Ben böyle şeyleri ömrümde yapmadım!"
diyecek olursa hemen işkenceye yatırılarak gırtlağına kaynar sular
akıtılır, tabanına çiviler çakılır, burgularla kemikleri ezilirdi.
Bunların tümünü yaptığını söyleyinceye kadar işkenceler
sürdürülürdü.
Tutuklu gerçekleri "itiraf" ettikten sonra, düşüncesini değiştirip
bunların hiçbirini yapmadığını söyleyecek olursa, yeniden işkenceye
yatırılırdı.
Bir kadın, bu şekilde elli altı kez işkenceye yatırılmış, elli
yedincisinde zavallı kadın işkence masasında can vermişti.
Tutuklular, hayali gerçekleri itiraf ettikten sonra, bu kez de
onlara başka büyücülerin adları sorulurdu. Bunları bilmediğini
söylemeye kalkarsa, aynı korkunç işkenceler yeniden uygulanmaya
başlanırdı. Başka büyücülerin adlarını söylemeye zorlanan bir kadın
tutuklu, tam elli suçsuz kadının ismini vererek, onları boş yere
büyücülükle suçlamak zorunda kalmıştı. |
|