| |
On altıncı yüzyıl Avrupa'sında kadınlar, erkekler ve çocuklar,
büyücüleri bulmak ve yakalamak için sürekli uyarılırlardı. Bavyera
Dükü Maxmillian, büyücülük yaptıkları konusunda kuşku uyandıran
kimseleri ihbar etmenin zorunlu olduğunu, aksi halde böyle durumları
gizleyenlerin suçlu duruma düşeceklerini kesinlikle duyurmuştu.
Büyücüleri ihbar edenlerin kimlikleri son derece gizli tutulur,
böylece bu kişilere herhangi bir zarar gelmesi önlenmiş olurdu.
Bunlar ihbar ettikleri kimseyle hiçbir zaman yüz yüze gelmezlerdi.
Yaptıkları ihbarın doğru olup olmadığı da araştırılmazdı.
Büyücülükle suçlanan sanıklar avukat tutamazlar, tanık
dinletemezlerdi. Kendilerini savunabilmek için hiçbir seçenekleri
yoktu. Avukat tutmaya izin verilen bölgelerde ya da eyaletlerde bile
avukatlar büyücülerin savunmasını üstlenmekten çekinirlerdi; çünkü
bir büyücüyü savunmaya çalışmak, o kişiyi "büyücü hayranı" durumuna
düşürürdü. Bu da büyücü olmak kadar kötü bir durumdu.
Çoğu akıl hastası büyücü sanılır ya da büyücülerin etkisi altına
girmiş kimseler olarak kabul edilirdi. Böyle akıl hastası bir kadın,
bir gün mahkemeye giderek bir bebeği öldürdüğünü ve bebeğin cesedini
şeytana verdiğini söylemiştir. Bir kaç gün sonra söz konusu bebeğin
annesinin yanında sağ salim durduğu anlaşıldığı halde, akıl hastası
kadın, bir büyücü gibi düşündüğü ve yalan söylediği için asılıp idam
edilmişti. |
|