| |
Bunun pratik anlamı
şudur ki;, eğer biz bir büyücü doktora gitmeye ayartılırsak, o zaman
ona tümüyle inanmamız gerekir. Sadece en iyiyi umut ediyorsak,
büyücüleri kullanmada hiç bir yarar yoktur; ve onlar kendileri de
muhtemelen ayni noktaya varacaklardır. Böylesi kişilere ve onların
kontrol ettiklerini iddia ettikleri güçlerin var olduğuna tam olarak
inanmak, gerçek Tanrı’nın kudretliliğin bütünü olduğuna noksansız
bir imana sahip olmamızda eksiklik anlamına gelir. Yukarıda
belirtilen Firavun, Balak ve Nebukadnetsar kayıtlarına gerçekten
inanıyorsak, o zaman, onların üzerimizde herhangi bir etkiye sahip
olmalarına ilişkin inançla bir büyücüye gidemeyeceğiz. Ele alınan
örnekler, büyücülerin; hevesimiz ve vaftiz olmamız nedeniyle
bizlerin de (onlardan) olduğumuzu bildiğimiz, Tanrı’nın halkı
üzerinde güce sahip olmadıklarını göstermektedir.
Büyücülük Pavlus
tarafından, "nefsin işlemesi" olarak; aykırı görüş (yanlış öğreti),
cinsel ahlaksızlık ve sefahat vb. gibi şeylerle aynı kategoride
açıkça tanımlanmaktadır (Gal. 5: 19-21). Burada o şu yorumu yapar:
"Size daha önce de söylediğim gibi, (yine) söylüyorum (yani, bu,
Pavlus’un öğretisinin çok vurgulanan bir bölümü); ki bu gibi şeyleri
yapanlar, Tanrı’nın Egemenliğini miras almayacaklar". Musa’nın
şeriatında bunun eşdeğeri; falcılık yapan (büyücülüğün diğer ismi)
kişilerin, tüm büyücülerin ve çocuklarını ateşten geçirtenlerin
derhal öldürülmesi emridir (Dt. 18: 10,11 ; Ex. 22:18). Çocuklarını
ateşe koyanlar, gerçek büyücüler değillerdi. Büyücüler ve ileri
gelen putperestler kötülük güçlerine karşı korunmayı güvence altına
almak için, korunma isteyenlerin çocuklarına ateşten geçirme
yapılmasının gerekmekte olduğunu düşündüler. Bu yüzden, hem
büyücülerin ve hem de onları kullanan kişilerin öldürülmesi
gerekiyordu; ve yeni antlaşma hükümlerine göre ayni şeyleri
yapanların cezası, Tanrı’nın Egemenliğinden dışlanma’dır.
Büyücülüğü, kişisel
iyileşmenin bir aracı olarak kullanmak, Tanrı’nın bizden yapmamızı
istemediği bir şeydir. İsadaki yaşantımızda karşı karşıya kaldığımız
her kararda, ciddi olarak şunu sormalıyız: "Tanrı bunu yapmamı
gerçekten istemekte midir? Bunu yanımda duran İsa ile yapabilecek
miydim?" Tanrı’nın büyücülüğü açıkça kınaması karşısında,
(büyücülükle ilgili) yanıt sanırım besbelli olmalıdır: ‘Hayır. Tanrı
bunu kullanmamızı istemez’. Büyücülük, Samuel tarafından, Tanrı’nın
Sözüne karşı (İbranicede ‘kışkırtma’yı çağrıştıran) başkaldırı ile
ilişkili olarak tanımlanır (1 Sam. 15:23). İsrail’in putlara ve
büyücülüğe inanışları ile yaptığı gibi (Dt. 32: 16-19), Her Şeye
Kadir Olan’ı kışkırtmak; kesinlikle düşünülemez. Tanrı şunun önemine
işaret etmektedir ki, O İsrail’e, O’na çok karşıt gelen büyücülüğe
inanışlarından dolayı, bu gibi Kenân sakinlerinin kovulmasını
buyurmuştu; ama bunun yerine, onlar da büyücülük uygulamasına
katıldılar (Dt. 18: 9-14). Böylelikle, vaftiz olmuş inançlıların
yeni İsraili olarak, çevredeki bu kötülük dünyasının şeylerini
yapmamalıyız; yoksa, Egemenliğin bize vaat edilen diyarına sonsuza
dek miras alamayacağız. Açıktır ki sadece büyüyü kullanan büyücüyü,
bizi değil, ele almak yersizdir. Eğer büyücülüğün etkilerini
üzerimizde hissedeceğimizi umuyorsak, o zaman onu etkili şekilde
kullanıyoruzdur.
Tanrı; dinsiz
dünyada, karanlığın bu kapalı günleri boyunca O’nun ışıklı gerçek ve
görkemli Egemenliğine doğru yürüyüşümüzde, hepimizi kutsasın.
"Çünkü onlar, kendilerini kurtarabilecek gerçeğin sevgisini kabul
etmediler… Tanrı onlara, bir yalana inansınlar diye, yanıltıcı
gönderecek… Ama biz; sizler, Efendimiz Tanrı’nın sevdiği kardeşler,
için Tanrı’ya daima şükranlarımızı sunmaya yükümlüyüz… Bu nedenle
kardeşler, sıkı durun ve sizlere ya sözel ya da mektuplarımızla
öğretilen öğretilere tutunun. Şu anda Efendimiz İsa Mesih’in
kendisi; ve bizi sevmiş ve bize sonsuz bir teselli ve güvenilir bir
umut vermiş olan Babamız, Tanrı; yüreklerinize cesaret versin ve
sizi her iyi söz ve eylemde güçlendirsin" (2 Thes. 2: 10-17) |
|