| |
Allah Rasûlü
(aleyhi ekmelü't-tehâyâ) her gece yatmaya hazırlandığı zaman iki
elini açarak birleştirir, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyarak
ellerinin içine üfler, sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa
elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar, ondan sonra
yatardı. Hazreti Aişe validemiz, Peygamberimizin bunu her gece üç
defa yaptığını rivayet etmektedir.
Rasul-ü Ekrem Efendimiz, kendisine büyü yapıldığını farkettiği zaman
da bu sureleri okuyarak Cenab-ı Hakk'a sığınmıştı. İki elini açıp
yanyana getirmiş; İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyarak avucuna
üflemiş ve baştan ayağa kadar bütün vücudunu meshetmişti.
Nakledildiğine göre, Efendimiz bunu 11 defa yapmış; her defasında
adeta bir düğümün çözüldüğünü hissetmiş ve rahatlamıştı.
Dolayısıyla, o türlü bir duruma maruz kalanlar İhlâs suresini ve "Muavvizeteyn"
dediğimiz Felâk ve Nâs surelerini onbirer kere okumalı ve Peygamber
Efendimiz gibi yapmalıdırlar. Buna ilave olarak, Fatiha suresi,
Âyete'l-Kürsî ve güvenilir dua mecmualarındaki mesnun (Allah
Rasulü'nden nakledilen) dualar da okunup onlarla Allah'tan şifa
dilenebilir. Mesela; cin çarpmasına maruz kaldığını düşünen bir
insan Fatiha Suresi'ni, Bakara Suresi'nin 1, 2, 3, 4, 5, 163, 164,
255, 284, 285 ve 286. ayetlerini, Âl-i İmran Suresi'nin 18. ayetini,
A'raf Suresi'nin 54, 55 ve 56. ayetlerini, Mü'minûn Suresi'nin 116,
117 ve 118. ayetlerini, Sâffât Suresi'nin ilk on ayetini, Haşr
Suresi'nin son üç ayetini, Cin Suresi'nin 3. ayeti ile İhlâs, Felâk
ve Nâs surelerini okumalıdır. (Bu duanın tam metni Işık Yayınları
tarafından neşredilen Mealli Dua Mecmuası'nın Mart-2004 baskısının
161. sayfasında mevcuttur.) Bunları, o derde dûçar olan insan
kendisi okuyabileceği gibi, eşler ve ailenin diğer fertleri de
birbirlerine okuyabilirler. Ayrıca, gecesi aydın, ağzı dualı, hiçbir
beklentisi ve iddiası olmayan samimi kimselere dua ettirme de bu
hususta şifa adına başvurulması gereken yollardan biri sayılabilir.
Şâfi ve Müessir-i Hakikî O'dur!..
Bu arada, bu duaları okuma kadar önemli olan bir husus da, büyüyle
imtihan olan şahsın, onu Allah'ın izale edebileceğine tam
inanmasıdır. Şayet insanın inancı zayıfsa, yani Allah'ın kendisine
şifa ihsan edebileceğine dair şüphesi varsa, bütün bu okumalar,
yalvarmalar ve dualar şifaya vesile olmayabilir. Fakat, Kur'an'ın
bereketiyle ve sağlam bir niyetle Allah'a teveccüh edilirse o dert –inşaallah–
zâil olur. Biz Allah'ın her şeye gücü yettiğine inanmıyor muyuz?
Öyleyse, o belayı –hâşâ– Rabbimiz savamayacak da cinci hocalar (!)
ve medyumlar mı savacak? Hayır, nâçar kaldığı yerde sadece Cenâb-ı
Hakk'a teveccüh eden bir insana, Allah mutlaka bir perde açar ve
onun dertlerine derman olur. Elverir ki o, başka kapılara gitmesin
ve Allah'ı yegâne Müessir-i Hakiki bilerek O'na yönelsin.
Evet, "O'dur beni yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve
mânen yol gösteren. O'dur beni doyuran, O'dur beni içiren.
Hastalandığımda O'dur bana şifa veren. O'dur beni öldürecek ve sonra
da diriltecek olan. Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını
umduğum ulu Rabbim de yine O'dur." (Şuara, 26/78-82) diyen Hazreti
İbrahim bu konuda bize ne güzel örnektir. İşte bu imanla hareket
etmek lazım. Aç da kalsak susuz da, tökezlesek de düşsek de, bela ve
musibetlere maruz kalsak ya da düşmanlarla karşılaşsak da, her
halükarda Allah bize yeter. Allah'ın inayet ve riayetinin olduğu bir
yerde, başka desteklere ihtiyaç yoktur.
Sözün özü, büyü gerçektir ama her şeyi büyüden bilmek yanlıştır.
Büyücülerin pek çok gizli bilgilere vakıf olduğu ve tabiat üstü
işler başarabildiği şeklindeki inançlar İslâm'a aykırıdır. Sihri bir
sektör haline getirip insanları Allah'tan ve dinden uzaklaştırmak,
dinin yerine bu türlü metafizik mülahazaları ikame etmek küfürdür.
Sihrin haram olduğuna inanmakla birlikte, iman zaafından dolayı
sihir yapmak veya yaptırmak da büyük günahtır. Şahsî ya da ailevî
bazı arızaların arkasında gerçekten büyü olsa bile, cinci hocalara
(!) gitmek, şehir şehir, kapı kapı büyücü peşinde koşmak ve bu işin
tacirliğini yapan hîlebâzlara sermayedâr olmak büyük bir
aldanmışlıktır. Dinin yerine konmak istenen alternatiflere karşı
tavır belirleme, efsanelere inanmama, üsturelere karşı mü'mine
yaraşır bir duruş içinde bulunma, büyücülük ve cincilik karşısında
selef-i salihînin çizgisinden ayrılmama, o türlü hurafelere karşı
kapıları kapayıp arkalarına sürgü vurma ve -Allah'a tam teveccüh
etmişsek- kimsenin bize zarar veremeyeceğine kat'î surette inanma bu
konuda bize düşen vazifelerdir. |
|