Büyü nedir?
Ak Büyü
Kara Büyü
Papaz Büyüsü
Büyücülük Nedir?
Büyü ve Metafizik
İslam'da Büyü
Büyü Çeşitleri
Büyü Çözmek
Büyücülük ve İncil
Büyücüler Dünyası
Büyü Gerçek midir?
Büyü Türleri
Büyü ve Muska
Büyü ve Kabala
Büyücülük Hakkında
Gerçek Büyücülük
Büyücülere Karşı Savaş
Büyücülerin
Bulunması
Büyücü Toplantı Günü
Büyücülerin Tespiti
Büyücülerin İdamı
Büyü Dükkanı |
Büyücülüğün kökü çok eskilere
dayanmaktadır. Öyle ki, Hazreti İbrahim'in peygamber olarak gönderildiği
Babil halkının önceleri ruhlara ve meleklere ibadet eden, daha sonra da
yıldızlara, aya, güneşe ve bunlar adına yapılmış putlara tapan kimseler
olduğu rivayet edilmektedir. Günümüze kadar gelip ulaşan ve özellikle
inancı zayıf kimseler arasında yaygınlaşan yıldız falına inanma ve
yıldızların gücüne sığınma da onlardan kalmıştır. Kendisiyle alakalı
ayet-i kerimelerde açıkça görüleceği üzere, Hazreti İbrahim,
muhataplarını iknâ etmeye çalışırken sık sık ay, güneş ve yıldızlara
atıfta bulunmuş; böylece o dönemde öne çıkan ve devrin insanlarınca
değer verilen meseleleri de nazara vermiştir. Cinleri yardım için
çağırma gücüne sahip olduklarına ve bazı gizli güçleri diledikleri gibi
kullanabileceklerine inanan Babilliler, bu yönleriyle Mısır medeniyeti
üzerinde de çok büyük izler bırakmışlardır.
Babil'den kalan falcılığı ve sihirbazlığı daha da ileri götüren
Mısırlılar çoğu meseleleri büyüyle halletmeye çalışıyor, gözbağcılık
yapıyor ve hemen her hususta illüzyona başvuruyorlardı. Eski Mısır,
dünyalarını yalan üzerine bina eden gözbağcı sihirbazlarla, onları bu
işe sevkeden mütekebbir Firavunların hakimiyetindeydi.
Bazı Yahudiler arasında da sihre itikat pek revaçta idi. Cin ve peri
çağırmak, kötü ruhları esir almak, gizli güçleri kullanarak harikalar
meydana getirmek, büyü ve efsun yapmak gibi şeyler Yahudiler arasında da
mevcuttu. Fakat, bunların kaynağı İsrailoğulları ve Tevrat değildi.
Onların batıl inançları da, tılsımlarla güç kazanmaya ve büyüden kuvvet
almaya bağlı bir akım olan Kabalizm'in menşei gibi, Eski Mısır'ın
putperest anlayışına ve Firavunların sihirbazlarına dayanıyor, hatta
Babil'e kadar uzanan bir çizgi takip ediyordu.
Çinliler de büyüyle yakından ilgileniyorlardı. Haddizatında, eskiden
iyi–kötü bütün ilimler, hep uzak doğudan geliyordu. Bundan dolayıdır ki,
Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) "İlim Çin'de bile
olsa gidip alın!" sözünü sadece ilim iştiyakına ve araştırma aşkına
bağlamak doğru değildir. Allah Rasûlü daha uzak bir yeri de işaret
edebilirdi; fakat, Çin'i nazara vermişti. Demek ki, belli bir dönemde
eski dünya itibarıyla Çin'de ilim çok gelişmişti. İlmin gelişmesinin
yanısıra efsanevî şeylere olan ilgi de artmış; sihir de yaygınlaşmıştı.
Dinler tarihine göre, tenasüh eski Mısır halkının "Hermes"ine
dayanmaktadır ve Pisagor (Pythagoras) vasıtasıyla kadîm Yunan'a
götürülmüştür. Pisagor, ruha dair bazı düşünceleri Mısır'dan İyonya'ya
taşırken, görünmez kuvvetlere hükmetme düşüncesini de taşımış, zamanla
Yunan-Roma medeniyetinde de, Şark'ta olduğu gibi, büyücülük ve falcılık
rağbet bulmuştu.
Hârut ve Mârut
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'in muasırı olan Yahudiler arasında da büyü çok
yaygın idi. Onlar Hazreti Süleyman'ın –hâşâ– büyük bir sihirbaz
olduğunu, hükümdarlığı sihir ile elde ettiğini, ins ü cinne de yine büyü
ile hükmettiğini söylüyor; aynı yolla hem çok güçlü hâle
gelebileceklerini hem de başka kavimlerin içine korku salacaklarını
düşünüyorlardı. Kur'an-ı Kerim, Hazreti Süleyman'ın bir peygamber
olduğunu bildirince, onlar –hâşâ– "Muhammed Süleyman'ı peygamber
sanıyor, halbuki o bir büyücüdür" demişlerdi. Cenâb-ı Hak, Bakara sure-i
celîlesinin 102. ayet-i kerimesiyle onların bu iddialarına cevap vermiş
ve şöyle buyurmuştu:
"Tuttular Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları
sözlere tâbi oldular. Halbuki Süleyman küfre girmemişti. Fakat asıl o
şeytanlar küfre girdiler. Halka sihri ve Babilde Hârut ve Mârut adlı iki
meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz sırf imtihan
için gönderildik, sakın kâfir olmayasınız!" demedikçe hiç kimseye (sihir
yapmaya vesile olabilecek) bir şey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca
ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Allah'ın izni
olmadıkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Fakat, onlar
kendilerine zarar getirip fayda vermeyen şeyler öğreniyorlardı. Doğrusu,
büyüye müşteri olan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını da pek iyi
biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü!
Keşke bunu anlasalardı!" (Bakara, 2/102).
Bu ayet, Hârut ve Mârut kıssasının özünü ve içyüzünü de açıklamaktadır.
Bazı müfessirler, onların birer melek değil sembol ve mecâzî ifade
olduğunu söyleseler de, genel kanaate göre, Hârut ve Mârut, Süleyman
Aleyhisselam döneminde Babil'de insan şeklinde ortaya çıkan, kötülük
için kullanmamaları şartıyla insanlara sihir ilmini öğreten ve insanlar
için imtihan vesilesi olan iki melektir. Bu ilmi kötülük ve küfür
yolunda kullanan fâsıkların aksine, Hârut ve Mârut, "Biz imtihan
vesilesiyiz; biz hem kaybettiririz, hem de kazandırırız; bu
öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da
küfürdür; aklınızı başınıza alın ve bu imtihanı kaybetmeyin." demedikçe
hiç kimseye hiçbir şey öğretmiyor ve muhataplarını suistimale karşı
uyarıyorlardı. Haddizatında, Merhum Hamdi Yazır'ın da dediği gibi, bu
iki meleğin öğrettiği bilgiler bizatihi sihir değildi, ancak o bilgiler
sihir yapmaya ve suistimal neticesinde küfre düşmeye de açıktı. Nitekim,
söz konusu ayette "o iki meleğe indirilen şey" hakkında açıkça sihir
tabiri kullanılmamış, o "şey" sihre atfedilmiştir.
Binlerce yıl önce, Babil, Mısır ve
Asur'daki erkek ya da kadın tüm büyücüler, geleceği görmelerine yardım
eden insanüstü güçlere sahip olduklarını öne sürerlerdi. Gökyüzündeki
yıldızları, kuşların uçuşlarını inceleyerek, el falına bakıp avuçtaki,
yüzdeki, vücuttaki çeşitli benlerden anlam çıkarmaya çalışarak geleceği
saptamaya çalışırlardı. Ayak izlerinden, kişilerin kullandıkları
eşyalardan kalem ya da boya ile çizilmiş resimlerden, tütsülerden,
kokulu otlardan yararlandıklarını söylerlerdi. Ayrıca çeşitli ilaçlar,
zehirler, mutluluk, mutsuzluk ve aşk iksirleri satarlardı. Krallar,
hükümdarlar bile zamanın büyücülerine önem verirler, onların düşüncesini
almadan hiçbir işe girişmek istemezlerdi. Hatta savaşa girmeden önce,
özel kahin-büyücülerine danışıp aldıkları yorumlara göre hareket
ederlerdi.
Bu tür kahin-büyücüler, sihirbazlık ve falcılık da yaparlardı. Uzak
yerlerdeki herhangi bir kişinin ne yaptığını, nerede olduğunu ve hatta
ne yapmak istediğini bile söyleyebileceklerini öne sürerlerdi.
Eski İbraniler de büyücülüğe inanırlardı. Tevrat'taki, "Büyücüleri
aranızda yaşatmayın!" sözleri, Avrupa ve Amerika'da korkunç bir büyücü
avının başlamasına neden olarak binlerce kişinin öldürülmesine yol
açmıştı.
Eski Yunan büyücüleri, ay ve ölüm tanrıçası olarak tanıdıkları HECATE 'nin
kendilerine kuvvet verdiğini sanırlardı. Bu büyücüler, güya büyük bir
sihirbazlık hüneriyle hortlakları ayaklarına çağırırlar; insanları deli
ederler; çeşitli otlardan tehlikeli zehirler yapar ve ölü eti yerlerdi.
Bu gibi, tehlikeli büyücüler, Yunanistan'ın en çok "Tesalya" bölgesinde
bulunurdu.
Yunanlıların kötü büyücüleri olduğu gibi iyi büyücüleri de vardı. Bunlar
tarlalardaki ürünlere bereket getirirler, savaşlarda düşmanı yenik
düşürürlerdi. Bazıları, gemicilere "Rüzgar Torbaları" satarlardı!
Denizlerde ansızın rüzgar kesildiği zaman yelkenli gemilerin hareket
etmelerine olanak olmadığından, en iyi çare, büyücülerin kuvvetine
inanmaktı!
Rüzgar satan büyücüler, insan üstü bir güçle topladıklarını söyledikleri
rüzgarları, kumaş torbalar içine üçer gemici düğümüyle bağlayarak
gemicilere satarlardı. Düğümleri çözer çözmez rüzgarlar dışarı fırlar,
gemilerin yelkenlerini şişirirdi! Düğümleri çözünce, rüzgar dışarı
fırlamazsa ne olurdu? O zaman, ya o rüzgar torbası kötü duaya uğramıştı
ya da sahte bir büyücü onları aldatmış demekti!
Eski Romalılar da iyi olsun, kötü olsun, tüm büyücülerden korkarlardı.
Bazı Romalı hükümdarlar ülkedeki tüm büyücüleri sınır dışı etmişlerdi.
Zaman zaman, büyücülük yaptığı sanılan kuşkulu kimseler, uçurumlardan
aşağı atılarak öldürülüyorlardı. Avrupa'nın ilk büyücü avı, M.S.
dördüncü yüzyılda Roma kentinde başlamıştı. İmparator Valens ,
büyücülükle uğraşan herkesi en ağır şekilde cezalandırmaktan
çekinmiyordu. Hatta, hastaları iyi etmek için çeşitli otlar kaynatarak
ilaç yapmaya çalışanları bile ortadan kaldırıyordu. Midesindeki ağrıyı
durdurmak için, kendi kendine sihirli kelimeler mırıldanan bir çocuk
ölümle cezalandırıldı.
Zamanın din adamları, büyücülere, şeytan tarafından yönetilen kötü
ruhlar gözüyle bakıyorlardı. "Büyücü" kelimesi yeni bir anlam kazanmıştı
artık. Bu anlama göre büyücüler, doğrudan doğruya şeytanın kendisinden
ya da putperestlerin tanrılarından insanüstü kuvvetler alan kimselerdi.
İlk önceleri, büyücülükle suçlanan kimseler çoğunlukla ağır cezalara
çarptırılmak yerine, bu işlerden el çekmeye ya da günah işledikleri için
oruç tutmaya çağırıldılar. Bazen de, para cezalarına çarptırılırlar ya
da bir süre tutuklanırlardı.
Geniş anlamda ilk büyücü avı, on üçüncü yüzyılda Roma Katolik Kilisesi
tarafından bir soruşturma(Engizisyon) ile başlatıldı. Bu soruşturmanın
amacı, "Dinsizleri" araştırıp bularak cezalandırmaktı. Bu dinsizler,
kilisenin öğretilerine inanmayan kişilerdi. Büyücülere şeytanın uşakları
dendiği için, onlar herzaman Tanrı'nın da düşmanıydılar. Bu yüzden
dinsiz sayılıyorlardı. Soruşturma yönetimi bu kimselere işkenceler
yaptırıyor, gerekirse bunları yakarak ortadan kaldırıyordu.
On dördüncü yüzyılda "Kara Ölüm" denilen bir hastalık salgını, Avrupa'da
yaşayan insanların üçte birini yok etti. Büyücüler, bu salgın sırasında
içme suyu kuyularını zehirlemek ve şeytanla birlik olarak hastalığı
çevreye yaymakla suçlandılar.
On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, kötü büyücülerin sayısı gittikçe
yükseldi. Hatta o kadar yükseldi ki, tüm Avrupa ülkeleri sanki onlar
tarafından yönetiliyordu.
Kristof Kolomb, Amerika'yı bulduğu sıralarda, büyücüler arasında
kitlesel tutuklanmalar ve cezalandırmalar sık sık görülür bir duruma
geldi. Bu arada yüzlerce yıl boyunca, binlerce suçsuz insan asılarak ya
da yakılarak öldürüldü. |
Diğer Büyü Çeşitleri
Büyü Kimlere Tutmaz
Büyü ve Şeytan İlişkisi
Büyünün Başlangıcı
Büyünün Tarihi
Büyü Hakkında
Büyü Küfre Götürür
Büyü İle İlgili Ayetler
Büyü ve Müslümanlar
Büyü ve Mucize Farkı
Büyüye Karşı
Büyüden Korunma
Büyü Yasaktır
Büyü ve Cinler
Büyü Nasıl Bozulur?
Büyü Bozan Ayetler
Büyü ve Krynn
Büyü ve Eski Mısır
Büyücülüğün Hükmü
Büyü İle İlgili Hadisler
Büyünün Bozulması İçin
Büyü ve Büyücülük
Büyü ve Gücün Kaynağı |