Büyü nedir?
Ak Büyü
Kara Büyü
Papaz Büyüsü
Büyücülük Nedir?
Büyü ve Metafizik
İslam'da Büyü
Büyü Çeşitleri
Büyü Çözmek
Büyücülük ve İncil
Büyücüler Dünyası
Büyü Gerçek midir?
Büyü Türleri
Büyü ve Muska
Büyü ve Kabala
Büyücülük Hakkında
Gerçek Büyücülük
Büyücülere Karşı Savaş
Büyücülerin Bulunması
Büyücü Toplantı Günü
Büyücülerin Tespiti
Büyücülerin İdamı
Büyü Dükkanı |
"Nazar değmesi" olayını duymayan yoktur
herhalde. Bu derece yaygın olan bir inanç karşısında, insanlar
etkilenmemek için genellikle "nazar boncuğu" kullanırlar. Eski Roma
hukukunda özel bir yeri olan "kem gözle bakarak zarar verme" konusu,
bugün daha ziyade Ortadoğu ülkelerinde halkın gerçekten inandığı ve
önlem almak için muskalar taşıdığı bir illet durumundadır. Kem gözle
bakanların dikkatini başka yere çekmek için gözle görülür yere konulan
"maşallah" yazıları, mavi boncuklar, at nalları hangi etkilerden
korumaktadır taşıyan kişiyi?...
Gözler, ruhun dış dünyaya açılan
penceresi olarak kabul edilir. İdrak edebilen her kişi bakışlarıyla dış
dünyayı algılarken, aynı zamanda içinden geçenleri de baktığı objeye
yansıtmaktadır. Bu olay, çoğu zaman kişinin kontrolü dışındadır. Baktığı
şeye karşı duyduğu hisler, onda bazı isteklerin doğmasına sebep olur ve
eğer o anda gerçekleşmesi mümkün değilse, bir doyumsuzluk halinin
yarattığı dürtüyle harekete geçen bu düşünce veya istek formları, söz
konusu objeye yönelerek onu kuşatır. Bakan kişi bu mekanizmanın farkında
olmasa bile olay kendiliğinden işler. Sonunda, tatmin olmamış o istek
akımına kapılan cismin etkilenmesi kaçınılmazdır.
Bu cisim, bir başka kişinin malı veya
bedeni olabilir. Bu durumda, sahibi olan kişiyle arasındaki hissi bağdan
dolayı, çevresinde var olan kendine has psişik atmosferde zoraki
dalgalanmalar meydana gelir. Bu dalgalanmalar - eğer bakan kişinin
gönderdiği tesire karşı cismin yeterli korunması yoksa - gittikçe
şiddetlenir ve sonunda bir zarara sebep olarak durulur. Eğer mala
yönelik bir nazar varsa, bazen sahibiyle arasındaki hissi ilişkiden
dolayı tesirler maldan sahibine yansıyabilir; veya nazar bir kişinin
üzerine yönelmişse, bazen bu tesirler kişinin sevdiği bir eşyasına
yansıyarak onun zarar görmesine yol açar.
Nazar yoluyla gelen tesirlere karşı
dayanıklı bir korunmaya sahip kişilerde zarara sebep olmadan tesirlerin
tarafsızlaştırılması, veya tekniğini bilenlerce nazarı değen kişiye geri
yollanması da mümkündür. Korunma için kişinin zihnen dengeli bir durumda
olması yeterlidir. Ayrıca, dünyevi arzuları kuvvetli veya gerçekten
soğukkanlı düşünen insanlara da nazar tesiri kolay kolay işlemez. Asabi,
heyecanlı, fazla iyimser, tedirgin, hasta veya üzüntülü durumda olanlar
daha çabuk etkilenirler. İnsanların zihnen dengeli bir durumda olması
her zaman mümkün değildir. Bu sebeple, koruyucu tesir atmosferini
besleyecek bazı cisimlerden faydalanılır: Göz boncuğu, muska, esmâ gibi.
Ayrıca, bunlar sakınılan mallara da iliştirilerek zararın giderilmesine
çalışılır.
Nazarı değen kişi, aslında küçük çapta
bir "kara büyü" olayına neden olmaktadır. "Kem göz" sahibinin tekamül
seviyesi düşük ama psişik gücü fazladır; dünyevi istekleri çoktur,
maddeye karşı açtır, bencildir, ihtiraslarının esiri olmuştur. Bu
özellikleriyle kendisini tatmin etmeye çalışan bir insanın başkalarına
zarar vermesi kadar tabii bir şey olamaz. Başkalarına veya çevresine
zarar vererek tatmin olan ve beslenen bir varlığın olduğu yerde de "kara
büyü" olayının mekanizması çalışmaya başlar.
"Kara büyü" terimi belki bazılarımız için
başka çağrışımlar yapabilir. Batı dillerindeki "Magic, Magie" teriminden
yaratılan "Black Magic, Magie Noire" ile eşanlamlıdır. Ama, Maji
denilince akla sadece kara büyü gelmemeli. Maji, tradisyonel bilimin
getirdiği bir sanattır. İnsanın manen ve maddeten mükemmelleşmesi için
yol gösterir. İnsanın mükemmelleşmesi ruhen tekamül etmesiyle mümkün
olduğundan, başkalarına ve çevreye zarar vererek bu işin yapılamayacağı
aşikârdır.
Maji, aynı zamanda insana, kendisinde ve
kâinatta mevcud çeşitli tesirleri kullanma usullerini de göstermektedir.
Bu bakımdan, iki tarafı keskin kılıca benzer: Bu sanata vakıf olan
kişinin elinde hem yıkıcıdır hem de yapıcı. Kullanan kişinin hayatı ve
kendisini anlayış biçimine göre zarar da verir, fayda da. Tekamül
seviyesine göre majisyen, ya karanlık yolu seçer, ya da aydınlık yolu.
Tradisyona göre, karanlık yolu seçenlerin "Şeytan"ın peşinden
gittikleri, aydınlık yolda olanların ise dinlerle insanlığı uyaran
Tanrı'nın emniyeti içinde oldukları söylenir. Bu bakımdan, Maji ile
uğraşan herkese "kara büyücü"denmez.
"Şeytan" denilen şey hakkında din
kitapları sembolik tarifler yapmıştır. Satan veya Şaitan, insanüstü,
habis ve tanrıdan uzak duran bir varlık anlamına gelir. Kötülüğün ve
karanlığın efendisi olarak bilinir. İnsanın yaradılış sebebiyle tekâmül
etmesi gereğine karşı çıkan ve onu bu yoldan alıkoyan bir kuvvettir.
Dolayısıyla insana, onun varlığına düşman olan bir gücü temsil eder.
Böylesine yıkıcı ve zararlı nitelikleri olan bir gücün peşinden gitme
arzusuna kapılan insanın aslında aptal olması gerekir, diye
düşünebiliriz. Ama, bu yönelişin ardında yatan sebepler, bazıları için
gayet makul görülmektedir...
İnsanı belirli bir yola iten şey,
istekleriyle ilgilidir. Bu dünyada yaşadığı sürece zengin, şöhretli,
genç, güçlü ve istediğini elde edebilen bir kişi olmayı düşleyen
herkesin bu yola meyletmesi mümkündür. Zira, "Şeytan"ın yolunu seçenler
bunların gerçekleştiğini iddia etmektedir. Tanrı'nın vaadettiği şeyler
öbür dünya ile ilgili, üstelik kısa vadede elde edilemeyen, çok zor bir
yoldan geçilerek kazanılacak bir takım manevi değerlerden ibaret
sayılmaktadır. Diğer yandan, "Şeytan"ın vaadettiği şeyler, bu hayatta
elde edilen gözle görülür bir bolluktur. Kestirme yolu benimsemenin en
akıllıca iş olduğunu düşünenler için, seçilecek taraf da ortadadır.
Toplumsal pratik içinde kısa yoldan "köşe
dönmeyi" kendisine yaşama ilkesi edinmiş olanların her türlü "hinoğluhinliği"mubah
saymaları (bankerlik olayında olduğu gibi) - bunlar sonunda her ne kadar
hüsrana uğrasalar da - konuya uzaktan bir benzetme olabilir. Aslında,
meseleyi daha geniş çapta ve teolojik açıdan inceleme imkânımız olsaydı,
Şeytancılık akımının insanı nasıl inandırıcı iddialarla yakaladığını ve
kişiyi nasıl kandırdığını görürdük. Ama, buna ne yer açısından
olanağımız var ne de zaman. Onun için biz şimdilik tarihteki ve
günümüzdeki örneklere şöyle bir değinmekle yetineceğiz.
Kara büyü, uygulanan insana zarar verme
amacıyla yapılır. Hedef alınan kişinin irade özgürlüğü ve ihtiyaçları
hiçe sayılarak, onun istekleri dikkate alınmaksızın arzulanan duruma
gelmesi için en tesirli yolun kara büyü olduğuna, dünyevi arzulara
kavuşmak ve istendiğince yaşamak için de "Şeytan"la anlaşmanın gerekli
olduğuna inanılır. En kestirme yol olarak görülen bu anlaşma gereğince,
devamlı başkalarına ve çevreye zarar verilecektir. Bazı insanların
doğuştan böyle bir eğilim içinde oldukları, onların huzur
duyabilmelerinin ancak çevresindekilerin huzursuzluğuyla mümkün
olabileceği ve bu yüzden devamlı olarak, güçleri yettiğince ortalığı
birbirine kattıkları ileri sürülür.
Ayrıca, bu yapıda olan kişilerde
karanlığın yolcusu olmak için açık bir davetiye olduğu söylenir. Bunlar
- aynı bir radyo alıcısı gibi - ruhsal durumlarından dolayı daima kötü
güçleri çekip, kendilerine bir zarar gelmeksizin onları çevrelerine
yöneltirler. Bir inanışa göre, bu kişiler daha önceki hayatlarında kara
büyücüler arasına karışmış ve Şeytancılığa inisiye olmuş bir geçmişe
sahiptirler. Şimdiki hayatlarında da karanlığa çekilmeleri böyle
açıklanıyor. Anlaşılan, bu yola bir kere girildi mi, aradan asırlar
geçse, hatta beden de değiştirilse, kurulmuş olan bağ kopmuyor.
Kara büyü yapılacak kişiyle büyücü
arasında sempatizasyonu sağlayacak bir şeye gerek vardır. Bu şey de
mutlaka büyülenecek kişiye ait olmalıdır. İsmi, resmi, devamlı
kullandığı veya benzeri bir şey, hangi tür büyü yapılacaksa ona göre
kullanılır. Genellikle yalnız ismi kullanarak yapılan "talismanik
büyü"nün en güç tutan büyü olduğu, ama bilgili bir büyücü tarafından
hazırlanırsa bundan kurtulmanın hiç de kolay olmadığı bilinir. Zira,
isimlere uygun düşürülen tesirli sözlerle hazırlanan ""lerin bozulması
için, aynı seviyede bilgili bir ak büyücünün müdahalesi gereklidir...
"Büyü"lerin hazırlanışında bazı şeytani
varlıkların yardımına başvurulur. Bunların tasnifi ve hangi işe
yaradıkları, büyü kitaplarında uzun uzadıya anlatılmaktadır. Bu
varlıklar, aslında belirli bazı fizikötesi tesirlerin sembolik
tariflerinden ibarettir. Ancak, büyücü bu tesirleri harekete
geçirebilmek için onları "isimleriyle çağırmak", yani işler hale
gelmeleri için formüllerini tatbik etmek zorundadır. Yanlış bir telaffuz
veya yazılış olursa, beklenmedik bir başka tesir ortaya çıkabilir ve
sonunda büyücü bundan zarar görebilir. Bu yüzden, talismanik büyü
yapılmasının tecrübe ve bilgi gerektiren bir iş olduğu bilinir.
Gene kitaplara göre, bir diğer usul de
büyülenecek kişiden alınmış bir şeyi kullanarak onun üzerine yapılan
manyetik tesirlerle istenilen sonucu sağlamaktır. Bunun en yaygın şekli,
o kişinin balmumundan küçük bir örneğinin içine saç teli, tırnağı veya
dışkısı katılarak, meydana gelen heykelciğe saplanan iğneler ve üzerine
okunan dualarla yapılanıdır.
Ayrıca, benzeri usullerle hazırlanan
muskalar, büyülenecek kişinin giydiği elbisesine gizlice dikilir,
yattığı yatağa konur veya evine saklanır. Bir başka usul de, kişinin
yemeğine karıştırılan bazı büyülenmiş maddelerin yedirilmesidir. Bunlar
genellikle zehirli sıvılar veya tozlardır ve beceriksiz büyücülerin
başvurduğu çarelerdir.
Bu konuda yıllarca önce yazılmış kitaplar
ve çağdaş yazarlar, kara büyülerin bozulmasının yine ancak bir majisyen
(veya ak büyücü) sayesinde mümkün olabileceğini belirtiyorlar. Fakat, bu
büyülerin her zaman tutacağı söylenemiyor. Burada iki şey önemli: Kara
büyücünün sanatındaki pratik kabiliyeti ve büyülenecek kişinin korunma
mekanizmasındaki zayıflık derecesi. Bir büyücü ne kadar güçlü olursa
olsun, doğru yoldan sapmayan ve vicdanının sesine uyan, şuuru açılmış
bir kimseye hiçbir tesirde bulunamaz. Zaten, tecrübeli bir büyücü böyle
bir durumun farkına varırsa derhal işlemden vaz geçer. Çünkü, aksi
takdirde, yollayacağı belâ kendi başına musallat olur. Ama, iradesi
zayıf ve türlü basitlikler peşinde koşan, nefsine esir olmuş bir insana,
en acemi büyücü bile bir tesirde bulunabilir.
Başarılarına göre kara büyücüler,
Şeytancılık akımının aktif bir üyesi olmayabilirler. Bunlara göre, tek
başına çalışanlar daha ziyade infernal (cehennemî) varlıklarla devamlı
ilişki halindedir ve bu yolun ferdi bir yolcusu olarak kalırlar. Hemen
hemen hepsinin yaşamı, obsessif tesirler altında kalarak trajediyle
sonuçlanmıştır. Çünkü, ilişki kurdukları varlıklar insan soyunun
zararına faaliyet gösteren yaratıklardır. Büyücüyü bu maksatla tükenene
kadar kullanır ve sonunda onu da helak ederler.
Ama, gizli cemiyetler kurarak aktif bir
yardakçı durumunda toplu olarak faaliyet gösteren Şeytancılar, meydana
getirdikleri kollektif auraları sayesinde bir ömür boyu arzu ettikleri
yaşam biçimini sağlayabilmekteler, veya böyle olduğu zannediliyor. Zira,
bunların faaliyetleri son derece gizlidir ve üyeleri toplum içinde
kendilerini gayet ustalıkla maskeleyerek tırmanışlarına devam ederler.
Tarihte, bunların açığa çıkarıldığı nadir
durumlar vardır. Nazi Almanyasında satanist grupların Hitler'in
çevresinde etkili bir rol oynadıkları, Sovyet Rusya'nın harb
arşivlerindeki belgelerden ve Birleşik Amerika'nın harb sonrası
Almanyasında yaptığı araştırmalardan ortaya çıkarılmıştır. Halen bile,
neo-nazist gruplarla satanistler arasında sıkı bir iş birliği olduğu
zannedilmektedir.
17. yüzyılda Fransa'da, Paris emniyet
müdürü Nicolas de la Reynie tarafından ortaya çıkarılan satanist
teşkilatın çalışma şekli, tarihi bir belge niteliğindedir. 1678'de
yakalanan bir sahtekârın satanist olduğunu itiraf etmesiyle başlayan
olaylar, "La Voisin" takma ismiyle bilinen falcının evinde bahçeye
gömülmüş ikibin kadar çocuk ve cenin artıklarının ortaya çıkarılmasıyla
ciddi boyutlara ulaşmıştı. 67 yaşında bir rahip olan Abbe Guibourg,
"Şeytan"a yönelik kara ayinlerde bu çocukların boğazını keserek ve
hamile kadınların karnını deşerek tapınan satanistlere başkanlık
ediyordu.
Olaya karışan diğer rahipler de
yakalandığında, bu gizli cemiyetin çeşitli zehirleme ve benzeri
yolsuzluklara sebep olduğu anlaşıldı. Yakalananların ifadesiyle, kral
14. Louis'nin metresi Madame de Montespan'ın bu cemiyetin önde
gelenlerinden olduğu ortaya çıkarıldı. Montespan - bütün bu işlerin yanı
sıra - kralın yemeğine tentürkantarit, kurutulmuş genç horoz husyeleri
ve çeşitli afrodizyaklar (şehvet arttırıcı yiyecekler) karıştırdığını
itiraf etti.
Yapılan kara ayinlerde, bir çocuğun
boğazı kesilerek akan kanı bir kapta toplanıyor ve Asmodeus ile
Ashtaroth isimli iki ifritin gelmesi için, can çekişen çocuğun başında
dualar okunuyordu. Bundan sonra, sunağın üstüne yatırılan çıplak genç
bir kızın üstünden geçen satanistler, seks âlemini mabedin ortasında
sapık ilişkiler kurarak devam ettiriyorlardı. Daha sonra da, şarapla
karıştırılan çocuğun kanı ve bazı iç organları, kralın yemeğine konulmak
üzere saraya gizlice sokuluyordu.
Fransa'da ortaya çıkarılan bu skandala
karışanların arasında bazı devlet adamları da tesbit edilmiştir. Olayın
büyük boyutlara ulaşmasıyla kral müdahale etmiş, ama halk tarafından
bazı şeylerin duyulması önlenememiştir. Paris'te her gün kaybolan
çocuklar, garip şekilde ölen hamile kadınlar ve zehirlenen insanlar
yanında, sarayın içindeki entrikalarda da bu teşkilatın parmağı olduğu
duyulunca, emniyet müdürü 360 satanisti tutuklamak zorunda kaldı.
Bunların çoğu kralın çevresinden olduğu için, sadece 110 kişi
cezalandırılmıştı. Montespan da kralın metresi olduğundan, taşrada
sürgüne gönderilerek olay kapatıldı.
İngiltere'deki "Hell-Fire Club"ın
kurucuları Francis Dashwood ve John Wilkes hakkında da satanist
olduklarına dair söylentiler çıktı. Ama bunlar ispatlanamadı.
19. yüzyılın en meşhur satanisti, Abbé
Boullan isminde yine bir Fransızdır. Yirmibeş yaşında rahip olan bu
adam, otuzuna geldiğinde Adele Chevalier adında bir rahibeyle ilişki
kurarak, "Ruhları Arındırma Cemiyeti" ismi altında çalışmaya başlamış.
Burada güya cinlere uğramış rahibeler ekzorsize ediliyordu (şeytandan
kurtarılıyordu). Aslında, çocuk düşürtmeye gelen rahibeler için
hazırlanmış bir yer açmışlardı. Daha sonra, "Şeytan"a yönelik ayinler
düzenlemeye başladılar ve 1860'da kendi çocuklarından birisini bu ayinde
Boullan kurban olarak kullandı.
Daha sonra, gayet dindar bir rahip pozuna
bürünerek, "Carmel Kilisesi" adı altında yeni bir cemiyet kurma
girişiminde bulundu. Onsekiz yıl faaliyetini sürdürdükten sonra
öldüğünde, Carmel Kilisesi'ne bir mürid gibi sızan iki üyenin (Stanislas
de Guaita ve Oswald Wirth) yazdıkları bir kitapta, bütün rezillikler
açığa çıkmış oldu. Ayrıca, bu ayinlere katılmış olduğu zannedilen yazar
J.-K. Huysmans'ın "La bas" isimli eserinde de kara büyü ayinleri
teferruatlı olarak anlatılmaktadır.
Şeytancılıkla ilgili roman tarzında
yazılan iki önemli eser de A.E.W. Mason'ın "Prisoner in the Opal"ı ve D.
Wheatley'in "The Devil Rides Out"ıdır. Eleştirmenler bu iki kitabı
konunun en ciddi yapıtları olarak görürler.
Günümüzde bilinen iki satanist grup
vardır: İngiltere'de Manchester'deki "Mancunian Satanistleri",
tanrılarının Şeytan olduğunu ilan etmişlerdir. Diğeri ise Amerika'da San
Francisco'daki "Şeytan Kilisesi"dir. Ancak, bu iki cemiyet gerçek
anlamda Şeytancı değildir, daha ziyade bir gösteriş ve ilgi çekme
merkezi olarak kullanılmaktadır. Maksatları, Şeytancılığın hiç de kötü
ve karanlık bir yol olmadığını halka inandırmaktan ibarettir...
20. yüzyılın en çok tartışılan
konularından birisi de, Aleister Crowley adındaki okültistin satanist
olup olmadığı meselesidir. 1875-1947 arasında yaşayan bu İngilizin
hayatı ve yazdığı eserler hakkında hâlâ açıklığa kavuşmamış bazı
iddialar vardır. Ancak, Crowley'in yolunu takip ettiğini savunan ve onu
bir paravan gibi kullanan gizli satanist grupların varlığı
bilinmektedir.
Ak Büyünün ve ak büyücünün karşıtı olan Kara Büyü, onu uygulayan ise
Kara Büyücüdür. Amacı kötülüktür, zarar vermektir ve cinayete, ölüme
kadar gidebilir. Ak Büyücünün tersine Kara Büyücü özverici değil,
kibirli ve fırsatçıdır, maddiyata bağlıdır.
Allah’tan nefret eder, doğanın kurallarına karşı gelir ve kendisini
yüceltebilmek, güçlerini arttırabilmek için her şeyi yapabilir ve yapar.
Kara Büyü ya şeytanla bağlantılıdır ya da ölü ruhlarla (nekromansi), her
ne kadar Hz. Musa’dan başlamak üzere bütün dinler bunu bir sapkınlık
sayıp yasakladılarsa da, antik çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp
sayesinde geleceği öğrenmeye çalışmak, yani, ölü falını uygulamak
oldukça yaygın bir dönemdi. Özellikle Orta Çağ büyücülüğü bununla sık
sık beslenmiştir. Orta Çağ tanrı bilimcilerinden Rabano Mauro şöyle
yazmıştır; Ölü falına bakanlar, kötü duaları ile ölüleri diriltenler,
geleceği öngörüp sorulara cevap vermelerini temin eden kişilerdir.
Ölüleri çağırabilmek için ceset kanı gerekiyor, çünkü bu işlemlere
yardımcı olan cinler kandan hoşlanırlar.
Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri,
uygulamaları ile Kara Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. Belki de en gerçek
ve bu yüzden en tehlikeli büyüdür. Şeytan’ın, kötü ruhların büyüsüdür ve
işlemlerinde ayinlerinde kaz kullanır, kurban keser.
Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü,
Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji
bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve
yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En
ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan, önceki yüzyılda gizem
ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce ye çevrilen
sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir Kitabıdır. (The Book of the
Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü
ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin
yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı
koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.
Kırmızı Büyünün çeşitleri arasında önemlisi, merkezi Haiti olan, oradaki
yerliler ve melezler tarafından uygulanan Vudu (Voodoo) dur. Kökenleri,
Afrika’nın totemlere dayalı inançlarına bağlıdır. Vudu Büyücülüğünde
düzenlenen ayinlerde dansların, müziğini kendinden geçmelerin, kurban
edilen hayvanların (kaz, horoz, kara keçi) nedeni ve amacı adları Loas
olan bazı ilkel güçleri (ölü ruhları) harekete geçirmektir. Trans haline
geçen vudu rahibeleri, birer medyum gibi hareket ederek bu güçlere
teslim olurlar. Vudu’ya benzer bir uygulamaya Brezilya yerlilerinin
Macumba (Makumba) törenlerinde rastlarız.
Macumba, temelde cinsel büyücülüğe bağlıdır, erotizmi boldur. Vudu
ayinleri daha çok mezarlarda yer alırken, Macumba için mekan olarak açık
alanlar ya da ormanlar tercih edilir.
Vudu’nun çok konuşulan fakat kanıtlanmayan ve fantastik olarak görünen
bir tarafı ise, Zombiler’dir, ya da yaşayan ölüler (Zombi: mezardan
çıkma). Kara büyüsel işlemlerle, hipnoz ve telkin yolu ile diriltildiği
söylenen bu hareket halinde cesetlerin ruhsuz olduğu söylenir. Bir
Zombi’nin kumanda edilmesi, yönlendirilmesi onu o hale sokan Kara
Büyücünün işidir. |
Diğer Büyü Çeşitleri
Büyü Kimlere Tutmaz
Büyü ve Şeytan İlişkisi
Büyünün Başlangıcı
Büyünün Tarihi
Büyü Hakkında
Büyü Küfre Götürür
Büyü İle İlgili Ayetler
Büyü ve Müslümanlar
Büyü ve Mucize Farkı
Büyüye Karşı
Büyüden Korunma
Büyü Yasaktır
Büyü ve Cinler
Büyü Nasıl Bozulur?
Büyü Bozan Ayetler
Büyü ve Krynn
Büyü ve Eski Mısır
Büyücülüğün Hükmü
Büyü İle İlgili Hadisler
Büyünün Bozulması İçin
Büyü ve Büyücülük
Büyü ve Gücün Kaynağı |