| |
"Nazar değmesi"
olayını duymayan yoktur herhalde. Bu derece yaygın olan bir inanç
karşısında, insanlar etkilenmemek için genellikle "nazar boncuğu"
kullanırlar. Eski Roma hukukunda özel bir yeri olan "kem gözle
bakarak zarar verme" konusu, bugün daha ziyade Ortadoğu ülkelerinde
halkın gerçekten inandığı ve önlem almak için muskalar taşıdığı bir
illet durumundadır. Kem gözle bakanların dikkatini başka yere çekmek
için gözle görülür yere konulan "maşallah" yazıları, mavi boncuklar,
at nalları hangi etkilerden korumaktadır taşıyan kişiyi?...
Gözler, ruhun dış
dünyaya açılan penceresi olarak kabul edilir. İdrak edebilen her
kişi bakışlarıyla dış dünyayı algılarken, aynı zamanda içinden
geçenleri de baktığı objeye yansıtmaktadır. Bu olay, çoğu zaman
kişinin kontrolü dışındadır. Baktığı şeye karşı duyduğu hisler, onda
bazı isteklerin doğmasına sebep olur ve eğer o anda gerçekleşmesi
mümkün değilse, bir doyumsuzluk halinin yarattığı dürtüyle harekete
geçen bu düşünce veya istek formları, söz konusu objeye yönelerek
onu kuşatır. Bakan kişi bu mekanizmanın farkında olmasa bile olay
kendiliğinden işler. Sonunda, tatmin olmamış o istek akımına kapılan
cismin etkilenmesi kaçınılmazdır.
Bu cisim, bir başka
kişinin malı veya bedeni olabilir. Bu durumda, sahibi olan kişiyle
arasındaki hissi bağdan dolayı, çevresinde var olan kendine has
psişik atmosferde zoraki dalgalanmalar meydana gelir. Bu
dalgalanmalar - eğer bakan kişinin gönderdiği tesire karşı cismin
yeterli korunması yoksa - gittikçe şiddetlenir ve sonunda bir zarara
sebep olarak durulur. Eğer mala yönelik bir nazar varsa, bazen
sahibiyle arasındaki hissi ilişkiden dolayı tesirler maldan sahibine
yansıyabilir; veya nazar bir kişinin üzerine yönelmişse, bazen bu
tesirler kişinin sevdiği bir eşyasına yansıyarak onun zarar
görmesine yol açar.
Nazar yoluyla gelen
tesirlere karşı dayanıklı bir korunmaya sahip kişilerde zarara sebep
olmadan tesirlerin tarafsızlaştırılması, veya tekniğini bilenlerce
nazarı değen kişiye geri yollanması da mümkündür. Korunma için
kişinin zihnen dengeli bir durumda olması yeterlidir. Ayrıca,
dünyevi arzuları kuvvetli veya gerçekten soğukkanlı düşünen
insanlara da nazar tesiri kolay kolay işlemez. Asabi, heyecanlı,
fazla iyimser, tedirgin, hasta veya üzüntülü durumda olanlar daha
çabuk etkilenirler. İnsanların zihnen dengeli bir durumda olması her
zaman mümkün değildir. Bu sebeple, koruyucu tesir atmosferini
besleyecek bazı cisimlerden faydalanılır: Göz boncuğu, muska, esmâ
gibi. Ayrıca, bunlar sakınılan mallara da iliştirilerek zararın
giderilmesine çalışılır.
Nazarı değen kişi,
aslında küçük çapta bir "kara büyü" olayına neden olmaktadır. "Kem
göz" sahibinin tekamül seviyesi düşük ama psişik gücü fazladır;
dünyevi istekleri çoktur, maddeye karşı açtır, bencildir,
ihtiraslarının esiri olmuştur. Bu özellikleriyle kendisini tatmin
etmeye çalışan bir insanın başkalarına zarar vermesi kadar tabii bir
şey olamaz. Başkalarına veya çevresine zarar vererek tatmin olan ve
beslenen bir varlığın olduğu yerde de "kara büyü" olayının
mekanizması çalışmaya başlar.
"Kara büyü" terimi
belki bazılarımız için başka çağrışımlar yapabilir. Batı
dillerindeki "Magic, Magie" teriminden yaratılan "Black Magic, Magie
Noire" ile eşanlamlıdır. Ama, Maji denilince akla sadece kara büyü
gelmemeli. Maji, tradisyonel bilimin getirdiği bir sanattır. İnsanın
manen ve maddeten mükemmelleşmesi için yol gösterir. İnsanın
mükemmelleşmesi ruhen tekamül etmesiyle mümkün olduğundan,
başkalarına ve çevreye zarar vererek bu işin yapılamayacağı
aşikârdır.
Maji, aynı zamanda
insana, kendisinde ve kâinatta mevcud çeşitli tesirleri kullanma
usullerini de göstermektedir. Bu bakımdan, iki tarafı keskin kılıca
benzer: Bu sanata vakıf olan kişinin elinde hem yıkıcıdır hem de
yapıcı. Kullanan kişinin hayatı ve kendisini anlayış biçimine göre
zarar da verir, fayda da. Tekamül seviyesine göre majisyen, ya
karanlık yolu seçer, ya da aydınlık yolu. Tradisyona göre, karanlık
yolu seçenlerin "Şeytan"ın peşinden gittikleri, aydınlık yolda
olanların ise dinlerle insanlığı uyaran Tanrı'nın emniyeti içinde
oldukları söylenir. Bu bakımdan, Maji ile uğraşan herkese "kara
büyücü"denmez.
"Şeytan" denilen
şey hakkında din kitapları sembolik tarifler yapmıştır. Satan veya
Şaitan, insanüstü, habis ve tanrıdan uzak duran bir varlık anlamına
gelir. Kötülüğün ve karanlığın efendisi olarak bilinir. İnsanın
yaradılış sebebiyle tekâmül etmesi gereğine karşı çıkan ve onu bu
yoldan alıkoyan bir kuvvettir. Dolayısıyla insana, onun varlığına
düşman olan bir gücü temsil eder. Böylesine yıkıcı ve zararlı
nitelikleri olan bir gücün peşinden gitme arzusuna kapılan insanın
aslında aptal olması gerekir, diye düşünebiliriz. Ama, bu yönelişin
ardında yatan sebepler, bazıları için gayet makul görülmektedir...
İnsanı belirli bir
yola iten şey, istekleriyle ilgilidir. Bu dünyada yaşadığı sürece
zengin, şöhretli, genç, güçlü ve istediğini elde edebilen bir kişi
olmayı düşleyen herkesin bu yola meyletmesi mümkündür. Zira,
"Şeytan"ın yolunu seçenler bunların gerçekleştiğini iddia
etmektedir. Tanrı'nın vaadettiği şeyler öbür dünya ile ilgili,
üstelik kısa vadede elde edilemeyen, çok zor bir yoldan geçilerek
kazanılacak bir takım manevi değerlerden ibaret sayılmaktadır. Diğer
yandan, "Şeytan"ın vaadettiği şeyler, bu hayatta elde edilen gözle
görülür bir bolluktur. Kestirme yolu benimsemenin en akıllıca iş
olduğunu düşünenler için, seçilecek taraf da ortadadır.
Toplumsal pratik
içinde kısa yoldan "köşe dönmeyi" kendisine yaşama ilkesi edinmiş
olanların her türlü "hinoğluhinliği"mubah saymaları (bankerlik
olayında olduğu gibi) - bunlar sonunda her ne kadar hüsrana
uğrasalar da - konuya uzaktan bir benzetme olabilir. Aslında,
meseleyi daha geniş çapta ve teolojik açıdan inceleme imkânımız
olsaydı, Şeytancılık akımının insanı nasıl inandırıcı iddialarla
yakaladığını ve kişiyi nasıl kandırdığını görürdük. Ama, buna ne yer
açısından olanağımız var ne de zaman. Onun için biz şimdilik
tarihteki ve günümüzdeki örneklere şöyle bir değinmekle yetineceğiz.
Kara büyü,
uygulanan insana zarar verme amacıyla yapılır. Hedef alınan kişinin
irade özgürlüğü ve ihtiyaçları hiçe sayılarak, onun istekleri
dikkate alınmaksızın arzulanan duruma gelmesi için en tesirli yolun
kara büyü olduğuna, dünyevi arzulara kavuşmak ve istendiğince
yaşamak için de "Şeytan"la anlaşmanın gerekli olduğuna inanılır. En
kestirme yol olarak görülen bu anlaşma gereğince, devamlı
başkalarına ve çevreye zarar verilecektir. Bazı insanların doğuştan
böyle bir eğilim içinde oldukları, onların huzur duyabilmelerinin
ancak çevresindekilerin huzursuzluğuyla mümkün olabileceği ve bu
yüzden devamlı olarak, güçleri yettiğince ortalığı birbirine
kattıkları ileri sürülür.
Ayrıca, bu yapıda
olan kişilerde karanlığın yolcusu olmak için açık bir davetiye
olduğu söylenir. Bunlar - aynı bir radyo alıcısı gibi - ruhsal
durumlarından dolayı daima kötü güçleri çekip, kendilerine bir zarar
gelmeksizin onları çevrelerine yöneltirler. Bir inanışa göre, bu
kişiler daha önceki hayatlarında kara büyücüler arasına karışmış ve
Şeytancılığa inisiye olmuş bir geçmişe sahiptirler. Şimdiki
hayatlarında da karanlığa çekilmeleri böyle açıklanıyor. Anlaşılan,
bu yola bir kere girildi mi, aradan asırlar geçse, hatta beden de
değiştirilse, kurulmuş olan bağ kopmuyor.
Kara büyü yapılacak
kişiyle büyücü arasında sempatizasyonu sağlayacak bir şeye gerek
vardır. Bu şey de mutlaka büyülenecek kişiye ait olmalıdır. İsmi,
resmi, devamlı kullandığı veya benzeri bir şey, hangi tür büyü
yapılacaksa ona göre kullanılır. Genellikle yalnız ismi kullanarak
yapılan "talismanik büyü"nün en güç tutan büyü olduğu, ama bilgili
bir büyücü tarafından hazırlanırsa bundan kurtulmanın hiç de kolay
olmadığı bilinir. Zira, isimlere uygun düşürülen tesirli sözlerle
hazırlanan ""lerin bozulması için, aynı seviyede bilgili bir ak
büyücünün müdahalesi gereklidir...
"Büyü"lerin
hazırlanışında bazı şeytani varlıkların yardımına başvurulur.
Bunların tasnifi ve hangi işe yaradıkları, büyü kitaplarında uzun
uzadıya anlatılmaktadır. Bu varlıklar, aslında belirli bazı
fizikötesi tesirlerin sembolik tariflerinden ibarettir. Ancak,
büyücü bu tesirleri harekete geçirebilmek için onları "isimleriyle
çağırmak", yani işler hale gelmeleri için formüllerini tatbik etmek
zorundadır. Yanlış bir telaffuz veya yazılış olursa, beklenmedik bir
başka tesir ortaya çıkabilir ve sonunda büyücü bundan zarar
görebilir. Bu yüzden, talismanik büyü yapılmasının tecrübe ve bilgi
gerektiren bir iş olduğu bilinir.
Gene kitaplara
göre, bir diğer usul de büyülenecek kişiden alınmış bir şeyi
kullanarak onun üzerine yapılan manyetik tesirlerle istenilen sonucu
sağlamaktır. Bunun en yaygın şekli, o kişinin balmumundan küçük bir
örneğinin içine saç teli, tırnağı veya dışkısı katılarak, meydana
gelen heykelciğe saplanan iğneler ve üzerine okunan dualarla
yapılanıdır.
Ayrıca, benzeri
usullerle hazırlanan muskalar, büyülenecek kişinin giydiği
elbisesine gizlice dikilir, yattığı yatağa konur veya evine
saklanır. Bir başka usul de, kişinin yemeğine karıştırılan bazı
büyülenmiş maddelerin yedirilmesidir. Bunlar genellikle zehirli
sıvılar veya tozlardır ve beceriksiz büyücülerin başvurduğu
çarelerdir.
Bu konuda yıllarca
önce yazılmış kitaplar ve çağdaş yazarlar, kara büyülerin
bozulmasının yine ancak bir majisyen (veya ak büyücü) sayesinde
mümkün olabileceğini belirtiyorlar. Fakat, bu büyülerin her zaman
tutacağı söylenemiyor. Burada iki şey önemli: Kara büyücünün
sanatındaki pratik kabiliyeti ve büyülenecek kişinin korunma
mekanizmasındaki zayıflık derecesi. Bir büyücü ne kadar güçlü olursa
olsun, doğru yoldan sapmayan ve vicdanının sesine uyan, şuuru
açılmış bir kimseye hiçbir tesirde bulunamaz. Zaten, tecrübeli bir
büyücü böyle bir durumun farkına varırsa derhal işlemden vaz geçer.
Çünkü, aksi takdirde, yollayacağı belâ kendi başına musallat olur.
Ama, iradesi zayıf ve türlü basitlikler peşinde koşan, nefsine esir
olmuş bir insana, en acemi büyücü bile bir tesirde bulunabilir.
Başarılarına göre
kara büyücüler, Şeytancılık akımının aktif bir üyesi olmayabilirler.
Bunlara göre, tek başına çalışanlar daha ziyade infernal (cehennemî)
varlıklarla devamlı ilişki halindedir ve bu yolun ferdi bir yolcusu
olarak kalırlar. Hemen hemen hepsinin yaşamı, obsessif tesirler
altında kalarak trajediyle sonuçlanmıştır. Çünkü, ilişki kurdukları
varlıklar insan soyunun zararına faaliyet gösteren yaratıklardır.
Büyücüyü bu maksatla tükenene kadar kullanır ve sonunda onu da helak
ederler.
Ama, gizli
cemiyetler kurarak aktif bir yardakçı durumunda toplu olarak
faaliyet gösteren Şeytancılar, meydana getirdikleri kollektif
auraları sayesinde bir ömür boyu arzu ettikleri yaşam biçimini
sağlayabilmekteler, veya böyle olduğu zannediliyor. Zira, bunların
faaliyetleri son derece gizlidir ve üyeleri toplum içinde
kendilerini gayet ustalıkla maskeleyerek tırmanışlarına devam
ederler.
Tarihte, bunların
açığa çıkarıldığı nadir durumlar vardır. Nazi Almanyasında satanist
grupların Hitler'in çevresinde etkili bir rol oynadıkları, Sovyet
Rusya'nın harb arşivlerindeki belgelerden ve Birleşik Amerika'nın
harb sonrası Almanyasında yaptığı araştırmalardan ortaya
çıkarılmıştır. Halen bile, neo-nazist gruplarla satanistler arasında
sıkı bir iş birliği olduğu zannedilmektedir.
17. yüzyılda
Fransa'da, Paris emniyet müdürü Nicolas de la Reynie tarafından
ortaya çıkarılan satanist teşkilatın çalışma şekli, tarihi bir belge
niteliğindedir. 1678'de yakalanan bir sahtekârın satanist olduğunu
itiraf etmesiyle başlayan olaylar, "La Voisin" takma ismiyle bilinen
falcının evinde bahçeye gömülmüş ikibin kadar çocuk ve cenin
artıklarının ortaya çıkarılmasıyla ciddi boyutlara ulaşmıştı. 67
yaşında bir rahip olan Abbe Guibourg, "Şeytan"a yönelik kara
ayinlerde bu çocukların boğazını keserek ve hamile kadınların
karnını deşerek tapınan satanistlere başkanlık ediyordu.
Olaya karışan diğer
rahipler de yakalandığında, bu gizli cemiyetin çeşitli zehirleme ve
benzeri yolsuzluklara sebep olduğu anlaşıldı. Yakalananların
ifadesiyle, kral 14. Louis'nin metresi Madame de Montespan'ın bu
cemiyetin önde gelenlerinden olduğu ortaya çıkarıldı. Montespan -
bütün bu işlerin yanı sıra - kralın yemeğine tentürkantarit,
kurutulmuş genç horoz husyeleri ve çeşitli afrodizyaklar (şehvet
arttırıcı yiyecekler) karıştırdığını itiraf etti.
Yapılan kara
ayinlerde, bir çocuğun boğazı kesilerek akan kanı bir kapta
toplanıyor ve Asmodeus ile Ashtaroth isimli iki ifritin gelmesi
için, can çekişen çocuğun başında dualar okunuyordu. Bundan sonra,
sunağın üstüne yatırılan çıplak genç bir kızın üstünden geçen
satanistler, seks âlemini mabedin ortasında sapık ilişkiler kurarak
devam ettiriyorlardı. Daha sonra da, şarapla karıştırılan çocuğun
kanı ve bazı iç organları, kralın yemeğine konulmak üzere saraya
gizlice sokuluyordu.
Fransa'da ortaya
çıkarılan bu skandala karışanların arasında bazı devlet adamları da
tesbit edilmiştir. Olayın büyük boyutlara ulaşmasıyla kral müdahale
etmiş, ama halk tarafından bazı şeylerin duyulması önlenememiştir.
Paris'te her gün kaybolan çocuklar, garip şekilde ölen hamile
kadınlar ve zehirlenen insanlar yanında, sarayın içindeki
entrikalarda da bu teşkilatın parmağı olduğu duyulunca, emniyet
müdürü 360 satanisti tutuklamak zorunda kaldı. Bunların çoğu kralın
çevresinden olduğu için, sadece 110 kişi cezalandırılmıştı.
Montespan da kralın metresi olduğundan, taşrada sürgüne gönderilerek
olay kapatıldı.
İngiltere'deki "Hell-Fire
Club"ın kurucuları Francis Dashwood ve John Wilkes hakkında da
satanist olduklarına dair söylentiler çıktı. Ama bunlar
ispatlanamadı.
19. yüzyılın en
meşhur satanisti, Abbé Boullan isminde yine bir Fransızdır. Yirmibeş
yaşında rahip olan bu adam, otuzuna geldiğinde Adele Chevalier
adında bir rahibeyle ilişki kurarak, "Ruhları Arındırma Cemiyeti"
ismi altında çalışmaya başlamış. Burada güya cinlere uğramış
rahibeler ekzorsize ediliyordu (şeytandan kurtarılıyordu). Aslında,
çocuk düşürtmeye gelen rahibeler için hazırlanmış bir yer
açmışlardı. Daha sonra, "Şeytan"a yönelik ayinler düzenlemeye
başladılar ve 1860'da kendi çocuklarından birisini bu ayinde Boullan
kurban olarak kullandı.
Daha sonra, gayet
dindar bir rahip pozuna bürünerek, "Carmel Kilisesi" adı altında
yeni bir cemiyet kurma girişiminde bulundu. Onsekiz yıl faaliyetini
sürdürdükten sonra öldüğünde, Carmel Kilisesi'ne bir mürid gibi
sızan iki üyenin (Stanislas de Guaita ve Oswald Wirth) yazdıkları
bir kitapta, bütün rezillikler açığa çıkmış oldu. Ayrıca, bu
ayinlere katılmış olduğu zannedilen yazar J.-K. Huysmans'ın "La bas"
isimli eserinde de kara büyü ayinleri teferruatlı olarak
anlatılmaktadır.
Şeytancılıkla
ilgili roman tarzında yazılan iki önemli eser de A.E.W. Mason'ın "Prisoner
in the Opal"ı ve D. Wheatley'in "The Devil Rides Out"ıdır.
Eleştirmenler bu iki kitabı konunun en ciddi yapıtları olarak
görürler.
Günümüzde bilinen
iki satanist grup vardır: İngiltere'de Manchester'deki "Mancunian
Satanistleri", tanrılarının Şeytan olduğunu ilan etmişlerdir. Diğeri
ise Amerika'da San Francisco'daki "Şeytan Kilisesi"dir. Ancak, bu
iki cemiyet gerçek anlamda Şeytancı değildir, daha ziyade bir
gösteriş ve ilgi çekme merkezi olarak kullanılmaktadır. Maksatları,
Şeytancılığın hiç de kötü ve karanlık bir yol olmadığını halka
inandırmaktan ibarettir...
20. yüzyılın en çok
tartışılan konularından birisi de, Aleister Crowley adındaki
okültistin satanist olup olmadığı meselesidir. 1875-1947 arasında
yaşayan bu İngilizin hayatı ve yazdığı eserler hakkında hâlâ
açıklığa kavuşmamış bazı iddialar vardır. Ancak, Crowley'in yolunu
takip ettiğini savunan ve onu bir paravan gibi kullanan gizli
satanist grupların varlığı bilinmektedir.
Ak Büyünün ve ak büyücünün karşıtı olan Kara Büyü, onu uygulayan ise
Kara Büyücüdür. Amacı kötülüktür, zarar vermektir ve cinayete, ölüme
kadar gidebilir. Ak Büyücünün tersine Kara Büyücü özverici değil,
kibirli ve fırsatçıdır, maddiyata bağlıdır.
Allah’tan nefret eder, doğanın kurallarına karşı gelir ve kendisini
yüceltebilmek, güçlerini arttırabilmek için her şeyi yapabilir ve
yapar.
Kara Büyü ya şeytanla bağlantılıdır ya da ölü ruhlarla (nekromansi),
her ne kadar Hz. Musa’dan başlamak üzere bütün dinler bunu bir
sapkınlık sayıp yasakladılarsa da, antik çağlardan beri ölülerin
ruhlarını çağırıp sayesinde geleceği öğrenmeye çalışmak, yani, ölü
falını uygulamak oldukça yaygın bir dönemdi. Özellikle Orta Çağ
büyücülüğü bununla sık sık beslenmiştir. Orta Çağ tanrı
bilimcilerinden Rabano Mauro şöyle yazmıştır; Ölü falına bakanlar,
kötü duaları ile ölüleri diriltenler, geleceği öngörüp sorulara
cevap vermelerini temin eden kişilerdir. Ölüleri çağırabilmek için
ceset kanı gerekiyor, çünkü bu işlemlere yardımcı olan cinler kandan
hoşlanırlar.
Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri, uygulamaları ile Kara
Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. Belki de en gerçek ve bu yüzden en
tehlikeli büyüdür. Şeytan’ın, kötü ruhların büyüsüdür ve
işlemlerinde ayinlerinde kaz kullanır, kurban keser.
Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara
Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir
enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir
işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı
hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan,
önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez
İngilizce ye çevrilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir
Kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage).
Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak
sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara
başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları
yönetebilir.
Kırmızı Büyünün çeşitleri arasında önemlisi, merkezi Haiti olan,
oradaki yerliler ve melezler tarafından uygulanan Vudu (Voodoo) dur.
Kökenleri, Afrika’nın totemlere dayalı inançlarına bağlıdır. Vudu
Büyücülüğünde düzenlenen ayinlerde dansların, müziğini kendinden
geçmelerin, kurban edilen hayvanların (kaz, horoz, kara keçi) nedeni
ve amacı adları Loas olan bazı ilkel güçleri (ölü ruhları) harekete
geçirmektir. Trans haline geçen vudu rahibeleri, birer medyum gibi
hareket ederek bu güçlere teslim olurlar. Vudu’ya benzer bir
uygulamaya Brezilya yerlilerinin Macumba (Makumba) törenlerinde
rastlarız.
Macumba, temelde cinsel büyücülüğe bağlıdır, erotizmi boldur. Vudu
ayinleri daha çok mezarlarda yer alırken, Macumba için mekan olarak
açık alanlar ya da ormanlar tercih edilir.
Vudu’nun çok konuşulan fakat kanıtlanmayan ve fantastik olarak
görünen bir tarafı ise, Zombiler’dir, ya da yaşayan ölüler (Zombi:
mezardan çıkma). Kara büyüsel işlemlerle, hipnoz ve telkin yolu ile
diriltildiği söylenen bu hareket halinde cesetlerin ruhsuz olduğu
söylenir. Bir Zombi’nin kumanda edilmesi, yönlendirilmesi onu o hale
sokan Kara Büyücünün işidir. |
|