|
İnsan istediği
taktirde evrensel enerjiyi harekete geçirip yerel olmayan bir iletişim
kurabilir. Buna ‘İstek Yasası’ diyebiliriz. Bu yetenek her insanda
vardır, ama istek olmadıkça yetenek harekete geçmez. İnsan kendini beş
duyu ile kısıtlamadığı taktirde istek yasasını harekete geçirerek birçok
açıklanması zor olan işler başarabilir. Öncelikle an içinde bulunmak ve
trans (vecd) haline geçerek zaman kavramından uzaklaşmak gerekir. Bu
yasayı harekete geçirebilen Asya Türklerinin Kam dedikleri şaman
kişilerden söz edeyim.
Kamlar manevi güçlerini kullanabilen ve bu sayede elde ettikleri
bilgileri uygulayabilen insanlardır. Kamların evrensel enerjiye
hakimiyetleri şu alanlarda belirir.
1.) Hastalıkların tedavisi (Şifacılık).
2.) Ruhsal irtibatlar (Medyumluk)
3.) Kehanet çalışmaları (Duyular ötesi).
4.) Doğa olaylarını etkileme.
5.) Diğer insanlarla ruhsal etkileşme.
Tüm bu faaliyetler Maji (İlm-i-Ledün) olarak algılanmış ve pozitif
bilim tarafından red edilmiştir. Ancak insanın kendi hayrına olduğu
kadar bütünün hayrına yapılan bu tür faaliyetler İstek yasası sayesinde
olur. Örneğin, şifacılıkta önemli olan hasta kimsenin şifa bulmak için
gösterdiği istektir. Bu istek olmadan şifacı başarılı olamaz. Keza
medyumluk da isteğe dayanır. İnsan istemedikçe kendisine hiçbir ruhsal
bilgi aktarılmayacaktır. Duyular ötesi algılama da aynı şekilde istek
yasası sayesinde gerçekleşir.
Evrende bir de temel bir benzeşim olduğunu söyleyebiliriz. Çekirdek
etrafında dönen elektronlardan oluşan atom ile güneş etrafında dönen
gezegenlerden oluşan güneş sisteminin benzeşimi bir tesadüf değildir.Bu
temel benzeşim adeta bir doğa yasası gibidir. İstek yasasını kullanarak
Benzeşim yasası denebilecek bir mekanizmayı harekete geçirmek mümkündür.
Doğa olaylarını ve diğer insanları etkilemek için yapılan törenlerde
temel yaklaşım Benzeşim yasasıdır. Örneğin Avustralya yerli
toplumlarında yağmur yağdırmak için yapılan törende katılanlar sağanağa
yakalandıklarında yapacakları hareketleri taklit ederler. Bu taklitte
Benzeşim yasası geçerlidir. Benzeşme yoluyla taklit edilen
gerçekleşecektir. Aynı şekilde, eski dönemlerde, bir insanı veya hayvanı
etkilemek için ona benzeyen bir heykel veya resim yapılır ve benzeşim
yasası ile simge üzerinde çalışılırdı. Örneğin eski mağara dönemi
insanları ava çıkmadan önce avlamak istedikleri hayvanın resmini duvara
çizer ve bir de mızrak saplarlardı. Böylece resim ile ertesi gün
oluşacak gerçek olay arasında benzeşim yoluyla bir bağ oluşturmayı
amaçlarlardı. Birçok eski mağara resim ve heykellerinin esas nedeni
budur.
Bu tür yaklaşımda şu mantık geçerlidir. “Bugün nasılsa yarın da öyle
olsun. Burada nasılsa orada da öyle olsun”. Görülüyor ki istek yasası ve
benzeşim yasası uygulanırken ne zaman ne de mekan bir kısıtlama
getirmiyor. Gerçekten de zaman ve mekan büyük çapta kendi kendimize akıl
ve mantığımızla yarattığımız birer kısıtlamadır. Ruhumuz ne zaman ne de
uzay ile kısıtlıdır. Ruhumuz evrenin enerjisi ile etkileşim haline
girdiği taktirde hiçbir olayın tesadüf olmadığını anlar. “Tesadüf”
dediğimiz şey, bizim olaylara nesnel olarak bakışımızdan kaynaklanır.
Olayların uzay ve zaman içinde birbirlerinden bağımsız bir şekilde
oluştuklarını varsaydığımız sürece tesadüfi bir şekilde geliştikleri
kanısına kapılırız. Oysa ki her varlık diğer her varlıkla sürekli bir
ilişki içindedir. Bu gerçeği en iyi sezebilenler mistik yönlerini inkar
etmemiş olan kişilerdir. |