|
Büyü Bozan ve
Koruyucu Vefkler |
|
|
Büyü Bozan ve
Koruyucu Vefkler |
|
|
|
 |
Cinler hakkında Merak
Ettiğiniz Her şey !!! |
 |
| |
CİNLERİN FARKETTİRMEDEN İNSANLARI
YÖNETMELERİ
Daha önce de kısaca belirttiğimiz
gibi; CİNlerin kendilerini açıklamadan insanlarla ilişki
kurmaları ve onları
kendilerine bağlamaları iki şekilde olmaktadır:
a)
İslam Dini’ni istismar ederek...
b) Hümanist
(insancıl) gayelere insanları yönlendirir bir yapıda görünerek...
Bunlardan birincisi ile ikincisi
arasındaki en açık görünen fark ise, birincisinin REENKARNASYON
YANİ TENÂSUHU (YANİ BİRKAÇ DEFA ÇEŞİTLİ YAPILARDA DÜNYAYA
GELME) kabul etmemesi, ikincisinin ise kabul etmesidir...
Reenkarnasyon
yani tenâsuh konusunu daha ileride detaylı bir şekilde
göreceğimizden burada üzerinde durmayarak esas "aldatma
metodları üzerinde" duruyorum...
Önce İslâmî gayeyi istismar ederek
insanları aldatma ve
kendilerine bağlama şekillerini görelim:
Bu tip olaylarda CİN-insan
ilişkileri gene iki şekilde görülmektedir:
1-Kendi varlıklarını hiç bildirmeden;
2-Varlıklarını başka bir yapı ve isim altında bildirerek.
Şimdi önce kendi varlıklarını hiç
bildirmeden ve farkettirmeden insanları kendilerine bağlama, kendi;
kayıtları altına alma metodları üzerinde duralım:
Bu şıkka giren kişilerin en büyük
özellikleri kendilerinin bir CİNle bağlantıda olduklarını
kesinlikle bilmemeleri, farketmemeleri; oluşan hallerin, kendi
üstün özelliklerindan ileri geldiğini sanmaları; bu yüzden de
herkese tepeden bakar bir şekilde yaşayıp, yerine göre de sun`i
tevazu gösterilerine kalkmalarıdır...
Nitekim Muhyiddin-i A`rabi
Hazretleri bir eserinde, bu tip kişilerin en büyük özelliklerinin
hiç bir eserleri, ilimleri olmadığı halde kimseyi beğenmeme,
kendilerinin en üstün olduğu fikrini etrafa yayma olduğunu
yazmaktadır...
Ayrıca gene bu çeşit CİNle
bağlantısı olan kişilerin ikinci
en büyük özellikleri de CİNleri kabul etmemeleridir!...
"CİN diye bir
şey
yoktur, CİNler mikroplardır" şeklinde veya buna benzer
tanımlamalar ile CİNlerin varlığını inkâr anlamı taşıyan
açıklamalara saparlar...
Onlar, kendileri bu şekilde
inandıklarını sanırlarken, gerçekte tamamıyla CİNlerin verdikleri
fikirlerle, CİNleri kabul etmemektedirler... Çünkü,
CİNler bu gibi kişilere bu çeşit fikirlerle kendilerini inkâr
ettirmeseler, bir gün o kişinin kendi durumundan şüphelenip, CİNlerin
varlığını anlamaları mümkün olabilecektir ki, bu da asla CİNlerin
işine gelmez!...
İşte bu sebepledir ki, CİNlerle
bağlantılı olan kişiler, kesinlikle CİNlerin varlığını kabul
etmezler veya bu yönde açıklamalara girerler.
Peki, CİNler bu kişileri ne
şekilde ele geçirirler?..
CİNlerden,
insanları kendi hükmüne alanlar bazan sıradan, normal bir CİN
olabileceği gibi; bazan da onların ileri gelenlerinden, onların
yönetici durumunda olanlarından olabilir...
Bir CİN, genellikle, daha
gençlik yaşından itibaren, beyin kapasitesi iletişime
istidatlı gördüğü bir insanı seçer ve kendine bağlı olanların
arasına sokar!... Bu yaş genellikle 13 ile 22 yaşları arasında
olmaktadır... Ancak bazan daha aşağı yaşlarda da bu seçim
yapılmaktadır...
Bu seçim yapıldıktan ve kendisine
bağlayacağı kişi belli olduktan sonra sıra gelir onu tamamıyla
kendisine bağlamaya...
Bunun için de, o CİN, bir veya birkaç
din büyüğünün şekline girerek önce rüyasında ona görünmeye ve onun
çok büyük bir insan olacağı yolunda fikirler vermeye başlar...
Bu hüviyetine bürünülen kişiistanbul`da
Eyüp semtinde türbesi bulunan Hz Rasûlullah’ın ashabından "Eyyüp
Sultan ismiyle bilinen Hazret-i Halid" veya "Mevlâna Celâleddin-i
Rumi" veya "Muhyiddin-i A`rabi" gibi şahsiyetler veya falanca,
filanca "... baba" olabilir...
Artık, yavaş yavaş gösterilen
görüntüler sonucunda, o genç kimse, kız veya erkek gerçekten büyük
bir insan olacağına inanmaya başlar...
Bazan canı bir şey ister. derhal o
CİN tarafından isteği yerine getirilir...
O bu durumu, büyük bir insan olması
sebebiyle, isteği "ALLAH"
tarafından yerine getirildi diye düşünür; halbuki CİNi
tarafından yerine getirlimiştir...
Bir imtihana girecektir, o imtihanda
kendisine yardım edilir...
Birisiyle konuşurken, karşısındaki
şahıs üzerine CİN tarafından yapılan baskıyla, üstün duruma geçer,
âdeta, karşısındakiler kendisine karşı konuşamaz duruma düşerler...
Ve bu şekilde günden güne gelişmeye
başlar...
Geçen zaman zarfında, yavaş yavaş içine
bir çok şeyler gelmeye başlar... Yakın gelecekte olacak bazı ufak
tefek olaylar kendisine bildirilir.. Eğer CİNlerle ilişkide
olduğunun farkında değilse, önceleri, bunları altıncı his diye
değerlendirir... Aynı anda başka bir yerde olan olaydan anında
haberi olabilir...
Birisinin bir işinin halli için
talepte bulunur, derhal o işin olması CİNi tarafından
sağlanır; ve o da büyük bir insan olduğu için bu isteği "ALLAH"
tarafından yerine getirildi sanır...
Sonunda, herhangi bir sahada büyük
âlim olduğunu iddia etmeye başlar; artık kimseye ihtiyaç duymaz hâle
geldiğini sanır!... Ve kendisini herkesten büyük görür!...İçine
doğanlarla hareket etmeye koyulmuştur böylece bu kişi...
Kendisine hocalık, din adamlığı
mesleğini seçmişse, gelmiş geçmiş en büyük din adamı olduğunu iddia
eder...
Yok eğer bir serbest meslek çalışanı
ise kendisini zamanının en büyük velisi, "Kutbul Aktâbı"
olduğunu etrafa yaymaya başlar...
Veya son derece basit ilaçlarla
olmayacak hastalıkları tedavi eder; bir anda konulmadık teşhisleri
koyabilir ve bazı felçlileri yürütmeye, hareket ettirmeye başlar!..
Veya diğer mesleklerde ise, ona göre
bir takım olağanüstü haller meydana getirebilir!.. Bütün bunlar
onun şânını daha çok arttırır ve etrafında binlerce insanı
toplayabilir...
Bu konuları bilenler onun durumunu
derhal tesbit edebilirken, böyle durumlara inanmayanlar onu
şarlatanlıkla, sihirbazlıkla, büyücülükle suçlamaya; buna karşılık
ona inananlar ise onu en büyük evliya (!) ve hattâ MEHDİ
(!) veya İsa (!) Aleyhisselâm derecesine çıkarmaya
başlarlar...
Burada en büyük zevk ise, onu
kendine bağlayan CİN`e aittir...
Çünkü, CİNi ya da CİNleri o kişi
sayesinde artık binlerce kişiyi kendisine bağlamış ve onlara
istediklerini yaptırtmaya başlamıştır... Bu yüzden îcâbında o
kişinin durumunu kuvvetlendirmek amacıyla, bazı kişilerin rüyalarına
dahi girip, gidip o kişiye bağlanmalarını; veya ona yardım
etmelerini telkin eder....
Bu arada, o kişiye din hakkında
bilgiler vererek onu büyük bir din adamıymış gibi de gösterir...
Bilmeyenler onu kendilerine dinî lider seçerler...
Artık o kişi bilir bilmez kendinden
bir takım fetvalar verip, bazı helalları haram, veya bazı
haramları helalmiş gibi anlatır; ve bunları da çevresine
kendisinin bir lider olduğuna inandırarak, zamana göre yeni
hükümler getiriyormuş gibi empoze etmeye başlar...
Sonuç olarak hem o kişi etrafına bir
çok insan toplamış, bir müceddid (yenileyici), bir müctehid
(yeni hükümler koyucu) edâsıyla yaşamaya başlamış olur... Hem
de onu kendi kaydına alıp kendine bağlamış bulunan CİN bir saltanat
kurar!... Ve bunu başran CİN, kendi akranları arasında bu durumla
öğünüp, adeta bu işi yapan diğer hemCİNsleriyle bir yarışmaya
girer...
Bu anlattığımız durumun dünya
üzerindeki en büyük örneği; KADYANİLİK mezhebini kuran
MİRZA GÜLAM AHMED KADYANİ`dir..
.
Hâlen Türkiye`de bu çeşit kimseler varsa da, biz onların üzerinde
durmayarak;
burada Ahmed Kadyani`nin hayatından bazı alıntılar yapıp,
anlattıklarımızı bir örnek üzerinde de göstemek istiyoruz...
|
|
 |
|
 |
|
|