|
Alıntıdır !!! Alıntıdır !!! Alıntıdır !!! Alıntıdır !!! Alıntıdır !!!
El falı ilk olarak Hindu'larda başlamıştır. O çağlarda ilmin
başlıca konusu insandı. Hindu'lar insan'ı kainatın en
mükemmel varlığı sayıyorlardı. Onların nazarında insan
gerçekten Allah’ın evladı idi ve dünyada her şey onun için,
onun kullanabilmesi için yaratılmıştı. Bunun içindir ki,
insanı inceliyerek tanrıyı öğrenmeye imkan bulacaklarını
zannediyorlardı.
Gözlerini göklere doğru çevirmişlerdi. Yıldızların insanın
hayatı üzerinde etkili olup olmadığını araştırıyorlardı.
Meşhur "Fadik" rakamlarını da ilk kez Hindular bulmuşlardı.
BURÇLARIN ETKİSİ
Aynı zamanda herhangi bir burç'ta doğan bir insanın falan
yahut filan karakterde olacağını, doğuştan falan yahut filan
yıldızların şu veya bu durumlarda olmalarının bir rol
oynayabileceğini ilk kez ileri sürenler onlardır. Bildiğiniz
gibi, bugün dahi burçların insanların hayatı üzerine etki
ettiğine inanan pek çok insan vardır.
Hindular önce vücudun çizgilerini ve şeklini tetkik ederek "Mastrika"
adını verdikleri bir ilim kurdular. Ondan sonra eldeki
çizgilere dikkat ettiler ve "Samudrika" adını verdikleri el
falının esaslarını kurdular.
FİLOZOFLAR DA EL FALI BİLİYORLARDI
Hindulardan sonra el falı öncelikle Çin'de, Tibet'te,
İran'da, Mısır'da ve nihayet eski Yunan'da ilgi gördü.
Özellikle eski Yunan'da çok itibar edilen bir şeydi. Yunan
filozoflarından birçoğu el falını öğretiyorlardı.
Filozof Anaksagoras milattan 440 yıl önce öğrencilerine bu
el falını öğretmiştir. Hispanus Büyük iskender'e el falı
konusunda bir eser göndermişti. Bu esere sonradan "Altın
harflerle yazılı eser" adlı verilmişti.
SEZAR KARŞISINDAKİNİ NASIL TANIMIŞTI
Aristo, Paracelsus, Cardamis ve İmparator Augustus gibi
kimseler, o devirde, el falına çok önem vermişlerdir.
Sonradan tarihçi Josep Huş'un kaydettiğine göre, Sezar el
falını o kadar iyi biliyordu ki, kendisine Herod'un oğlu
süsünü veren bir adam Sezar'la görüşmek istemiş, fakat Sezar
bu adamın elinde kraliyet işaretlerini görmediği için Kral
Herod'un oğlu olmadığından şüphelenmiş, sonra da bunun doğru
olduğu anlaşılmıştı.
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasını takip eden korkunç
savaşlardan sonra el falı da birçok diğer ilimler ve
sanatlar gibi unutuldu. Batıl itikatlar seviyesine indi ve
kapı, kapı dolaşan çingenelerin yahut göçebelerin işi oldu.
NEDEN YASAKLANMIŞ
Ancak 1475 yılında bir Alman, "El-Çizgilerini Okuma Sanatı"
isminde bir kitap yayınladı. 1490 yılında (Cyromantia
Aristotlis cum Figurs) isimli eser yazıldı. Bu eser bugün
İngiltere'de Birtish Museum'dadır.
Avrupaya yayılan el falı, sonra İngiltere'ye de yayılmış
fakat Kral VIII. Henry, belki de talip olduğu kadınlar
geleceklerini el fallarından öğrenirler diye el falını
yasaklamıştı. Bilindiği gibi Kral VIII. Henry evlenmiş
olduğu bütün eşlerini katletmiştir.
Fakat ne gariptir ki, Kral VIII. Henry'nin kızı Kraliçe
Elizabeth'de el falına çok merak.sarmış ve bu sanatın
ilerlemesini teşfik etmiştir. Böylece İngiliz Sarayına ilk
olarak resmen bir falcı tayin edilmiş ve Dr. John pee
dönemindeki bu falcı Kraliçe Elizabeth’e birçok işlerinde
tavsiyelerde bulunmuştur. Bir gün falcı Dr. John Dee,
Kraliçe Elizabeth'e İspanyol armadasının İngiltere'ye hücum
etmesinin muhtemel olduğunu söylemiş, bunun üzerine
armadanın yolunu kesmek üzere harp gemilerinin yapılması
emredilmiştir.
AKLIN HİZMETÇİSİ
O tarihten bu yana el falı daima insanların araştırma
isteğini tahrik edip durmuştur. Akıl ile el arasında,
vücudun başka bir organı ile akıl arasında olduğundan daha
fazla duyu sinirleri vardır. Bu sinirler nesiller boyunca o
kadar büyük bir önem taşımıştır ki, el hareketli olsun
hareketsiz olsun daima "insanın zihninden geçen herhangi bir
düşüncenin en sadık hizmetçi sidir." denilebilir.
1853 Yılında profesör Mesmer isminde bir bilim adamı
parmaklarının ucunda ve el'in avuç içi çizgilerinde, belleğe
bağlı sinirlerin uçlarının bulunduğunu ve bu uçların, bir
insan yaşadıkça birtakım titreşimlerde bulunduğunu ispat
etmiştir.
Demek ki, çizgiler bir insana mizacını, karakterini hatta
sağlık durumunu ortaya sermektedirler. Bu bakımdan dünyada
hiçbir insanın avucundaki çizgilerin neden başka bir insanın
avucundaki çizgilere benzemediğini kolaylıkla anlamak
mümkündür.
DOĞADA HİÇBİR ŞEY SEBEBSİZ DEĞİLDİR
Sir Thomas Browne, "Religoio Medici" isimli eserinde şunları
yazmıştır:
"Yüzümüzdeki çizgilerden başka elimizde de birtakım
esrarengiz çizgiler yardır. Bunların rastgele bir şekilde
çizildiklerini zanetmiyorum. Zira onları çizen el hiçbir
zaman bir şeyi sebepsiz yapmaz... Bundan başka, şuna da
eminim ki, kendi elimde gördüğüm işaretleri ve çizgileri
asla başka bir elde bulamayacağım."
İnsanlar, yüz hatlarının mesela burnun, gözlerin yahut
kulakların sınırlı birer şekli olduğu kabul edildiğine göre,
eldeki çizgilerin de sınırlı bir şekilde olması gerektiğini
kabul etmişlerdir.
Burnu anormal derecede iri olan bir insanın yüzüne
baktığınız zaman "Bu adamda bir anormallik var" diye
düşünürsünüz ve bu hususta haklı olabilirsiniz. Aynı şekilde
mesela: "Bir kadının yahut bir erkeğin elinde akıl
çizgisinin herkesin elinde olduğu gibi ufki olacak yerde
birdenbire yukarıya doğru uzadığını görünce, haklı olarak:
"Bu insanda bir anormallik var diye düşünebilirsiniz.
HER ÇİZGİNİN ANLAMI VAR
Fakat el falında biraz daha ileri giderek böyle bir çizgisi
olan bir insan hakkında ''cinayet işlemeye eğirimi vardır"
diye düşünebilirsiniz. Aynı zamanda el falı hakkında daha
fazla bir bilginiz varsa "Bu insanın falanca tarihte bir
cinayet işlemesi muhtemeldir" diyebilirsiniz.
Aynı şekilde bir insanın elindeki çizgilere bakarak ne kadar
başarılı olup olamıyacağını anlıyabilirsiniz. Zira bir
insanın hayatta başarılı olup olmaması kabiliyetlerine,
eğilimlerine bağlıdır. En mütevazı ailede doğmuş olan bir
bebeğin elinde net bir şekilde bir başarı çizgisi varsa, bu
çocuk, ileride karşısına çıkan engeller ne olursa olsun,
hepsini yener ve başarılı olur. Öğreniminin veya kültürünün
az olması ona engel olmaz. Çocuk ne pahasına olursa olsun
kişiliğini geliştirmek imkanını bulur.
KIRIK KÖPRÜYE GELMEDEN
Bilgi eksikliğini gerekiyorsa akşam kurslarına devam ederek
tamamlar ve daha ilerideki yıllarda içindeki bu irade ve
azim onu hayat mücadelesinden alıp ön plana geçirir. Böylece
çocuk doğarken sahip olduğu yetenek sayesinde kendisini
geliştirir.
Bir insanın elinde cinayet eğilimini gösteren çizgi nasıl
daha çok küçük yaşta kendini belli ediyorsa, o insanın
başarıya ulaşıp ulaşamayacağını ve yetenek sahibi olup
olmayacağını gösteren çizgiler de daha küçük yaşta
kendilerini belli ederler. Bu yetenekleriylede başarıyı
sağlarlar.
Bir insan herhangi bir yerden geçerken karşısına yıkılmak
üzere olan bir köprü gelirse, başka bir yola mı sapar yoksa
köprünün tamir edilmesini mi bekler? Yoksa bu köprünün
yıkılmak üzere olduğunu gördüğü ve bunun peşin işaretlerini
hissettiği halde, buna önem vermeyerek yoluna mı devam eder?
Şüphesiz, akıllı bir insan bu son hareketi yapmaz. Bir insan
elindeki çizgilerde hayat yolunda kendisini böyle bir şey
bekliyorsa, bu işareti hesaba katarak zamanında tedbir
alarak bu yıkık köprüye doğru kendisini yönelten eğilimlere
gem vurabilir. Hatta gerekiyorsa bambaşka bir yol da
seçebilir.
ÇİZGİLER BİRER "HABERCİ" DİR
Elinde cinayet işleyebilir işaretleri bulunan şahıs, belki
de çocukluğunda gayet uslu bir çocuktu. Fakat henüz
çocukluğunda elinin içindeki çizgilerden, iradesini kemiren
zaafların işaretini okumasını bilmediği için daha o zaman
ruhunda kötü bir tohum halinde gelen eğilimlerinin
gelişmesine fırsat vermiştir. Aradan yıllar geçtikten sonra
zavallı annesi, oğlunun işlediği cinayet yüzünden idam
cezası ile cezalandırıldığı zaman büyük bir olasılıkla
çocuğun elindeki o "kırık köprü'' işaretini görmemiş olduğu
için vaktinde tedbir alamamış olduğunu aklına bile
getirmemiştir.
Birçok durumda olduğu gibi, bu olay da bilgisizliğin bir
neticesidir. Zamanında tedbir alınacak bir durumun olduğunu
bilmemekten ileri gelmiştir. Bir genç kız evlenince, mesut
olup olmadığını bilmek ister, elindeki çizgiler, ona hemen
evlenmektense, bir müddet daha beklediği takdirde, daha
mesut bir evlilik yapacağını işaret ediyorsa, bunu görüp ona
göre hareket etmesi şüphesiz mesut olma şansını çok daha
fazla arttırır.
ZAMANINDA TEDBİR ALMALI
Tabiat hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Herşey insanlığın en
mükemmel seviyesine ulaşmasını temin edecek şekilde
yaratılmıştır. Tabiatın bu planının işaretleri elimizdeki
çizgilerde mevcuttur. Doğru bir şekilde bu çizgilere
bakılırsa bir insan kendisini daha mükemmel bir hale
getirmeye çalışabilir ve böylece kendi kendini tanıyarak en
iyi kabiliyetlerini kullanmanın çarelerini bulabilir.
|